Acımak

AcımakZavallı bedenimi kaldırımlarda sürünürken görmek sevindirir mi güzelliklere tevazu gösteren gözlerini? Sarar mı içini incecik kırlangıç sürüsü tüm haşmetiyle? Uğursuz gelir mi tüm ağlayan baykuşlar söylediğin şarkılara? Ahım tutar mı helallik istemeye bile hakkım olmayan hükümsüz zarafetine?

Git diyebilir mi an itibariyle gelen misafire gönlüm. Sus der mi hiç o edalı tavrınla şevklendirdiğin sözleri duymamak için kulaklarım? Benim o diye haykıran gözyaşlarımı duymaman yoksa ırak dağlar yüzünden mi? Mesafe midir insanı saadetten uzaklaştıran. Yoksa nazlı bir yağmur damlası mıdır derinliklerinde boğulduğum. Yalnız ütopyalarında kurguladığın bir tubadır belki soğuk kanlılığın. Ya da hiç bilinmeyen isimlerden oluşan bir kan havuzudur evcilleştirilmemiş bencilliğin.

Kolları olmayan ahtapot kadar mutluyum sensiz. Bilinçsizce uygulanan kalp masajı gibi gerekli ısrarım. Göz kapaklarıma yapışmış gülüşün gibi melankolik tavrım. Göklerden inen yıldırımın ağaca sığınmış bir kediyi çarpması gibi gidişin. Belirsiz ve gereksiz…

Güneşin kavurduğu aylardan, nefretimi sağlayan her yeni aşk tohumlarını ilkbaharda polenleyen o heybetli bedenin ne olacak zamana karşı? Dik duracak mı her ayrılışlardan sonra omuzların. Bakacak mı nefretten gözü dönmüş bıraktığın kadınlar saatlerce cansız silüetine.

Aynı ortamda nefesini solumanın verdiği kalıpsız gururu hayasız edebimle hiç bu kadar çekici kılmamıştı günahı.

Aldığın her alkış korkutamazdı gözümü yanında duran hemcinslerim kadar. Salmamıştı beyaz bayrakları iradem. Yas ilan etmemişti takvimden kopan her yaprak için… Acımaktan öte acıttığın her gün için ah olsun cümlelerim. Dudakların eğilmesin yer çekimine karşı aşağı. Tüm bedduam ise duam olsun. Benden her gidişine mevsimine yakışır bir selam olsun…

Eda Baran