Ah İstanbul…

Ah İstanbul...Ah İstanbul,

yine giyindin o kalın, o soğuk elbiseni.. yine buz gibi ortalık.. ısınmaya hasret yüreklere inat yine soğuk, yine buz, yine yalnız..

kardelen misali sevenler, sana inat, daha aşık, daha inançlı oluyorlar..

gerçi aşıkları üşütmez senin kış elbisen.. onlar sevdiğinin bir bakışından alırlar güneşini, ellerine dokunup, sarıp sarmalar, yine de ısınırlar..

yalnızları üşütür senin kış’ın.. kimsesizleri.. kalabalıkta kaybolup gidenleri üşütür… gidenlerin arkasından bakanları, terkedilenleri, her gece yalnızlıktan yorganına sarılanları üşütür…

her şeyini sevdim de, senin kışını hiç sevemedim..

içim hep üşürdü benim, uzun zaman nedenini bilemedim, anladım ki gönlüme değen bir el, gözüme değen bir göz yok, ondanmış bu kadar üşümelerim…

sen kendini beyazlara sarıp süslenip gelirsin de, kanarlar güzelliğine, ama bilmezler, anlamazlar yanlızların neler çektiğini..

senin kışını sevemedim İstanbul..

senin beyazlığında daha da üşüdü içim, tane tane değdiğinde yüzüme, daha da akıp gitti içimden gözyaşı, diner sandım gönlümün yangınları, bilemedim yüreğimin öylece donup kalacağını..

ben senin ilkbaharını sevdim, yüzüme değen rüzgarını, çiseleyen yağmurunun altında yürümeyi, mis gibi açan çiçeklerini…

Ah İstanbul, seni sevdim.. taşını da, toprağını da, denizini de, ormanını da..

ama senin kışlarını sevemedim..

üşütmelerini sevemedim

yalnızlığı hiç sevemedim..

İstanbul..!

ben çok sevdim de sanırım hiç sevilmedim..

ondan bu kadar üşümelerim..

senin de suçun yok koca şehir..

sen benim kadar yalnız değilsin..

Kezban Şahin