Amir Mümtaz ve Onun Absürt Macerası ‘1

Amir Mümtaz ve Onun Absürt MacerasıBizim bir cinayet şube amiri vardır, ismi Mümtaz. Allah sizi inandırsın iyi adamdır. Lakin iyi bir adam olması, yirmi yıldır itinayla sürdürdüğü memuriyet hayatının da iyi olacağı manasına gelmiyordu maalesef. Yirmi yılda bir tane cinayet aydınlatılmaz mı ya hu! Ama yok. İzmir’de ne kadar aydınlatılmamış cinayet varsa hepsi bizim amirin işidir. Bizim amir Mümtaz hiçbir zaman bir cinayeti aydınlatamadı lakin emekli olmasına üç ayı kaldığında, son olan olaylara müteakiben bastı nidayı; ‘Bu olayı da aydınlatamazsam bana da Amir Mümtaz demesinler.’ diye. Ne diye atar yapar ki bu Amir Mümtaz!

İşte hikayemiz de burada başlıyor sevgili okurlar. Amir Mümtaz, hanımıyla birlikte evinde kahvaltısını yapmaktadır. Hanımının ismi Avize. İsmiyle yakından uzaktan alakası olmayan bu kadın, etrafı aydınlatmaktan çok, karamsar karakteriyle adama illallah ettirmiş, yirmi yıllık evlilik hayatları boyunca da bizim amir Mümtaz’da kötü alışkanlıklar oluşturmuştu haliyle. Efendim, aldatmak mı dersiniz? Kumar mı dersiniz? Alkol mü dersiniz? Hepsi vardır bu Mümtaz’da. Bilahare geçen gün hanımı Mümtaz’ın yakasında bir ruj izi görünce ortalığı velveleye vermiş, Amir Mümtaz’ı da kapı dışarı etmişti. Fakat ne yapıp edip bizim Mümtaz yine bir bahane uydurup farenin bile geçemeyeceği bir yerden eve girmeyi başarmıştı. Olay bu raddede kalsa iyiydi. Yine geçenlerde bizim Amir Mümtaz, pavyondan ayarladığı dilber-i deryayı, zina yapacağı eve değil de, kafasının güzelliğinden olsa gerek hanımıyla ikamet ettiği eve getirince kıyamet kopmuştu. Neyse ki, ananelere sadakatle bağlı olan Avize Hanım, millet ne der düşüncesiyle Mümtaz’ı affetmiş yine koynuna almıştı.

İşte bu olaylar neticesinde, Avize hanım her ne kadar yatağına tekrar alsa da Mümtaz’ı pek yüzüne bakmaz olmuş, sadece kahvaltı masasında görüşür olmuşlardı. Hatta Avize hanım arada Mümtaz’ın yataktayken arkadan dürtmelerine de, ‘Iııh hastayım.’ diye feryat etmiş, bir haftalık hastalığı bir aya uzatmıştı. Yıllardır denemelerine rağmen çocuk sahibi olamayan çifte bu hadiseler de okkalı bir tokat vazifesi görmüştü.

Kahvaltı masasında uzun bir müddet süren sessizliği telsizden gelen ses bozmuştu. Konuşan memurun verdiği koda göre bir cinayet vakası vardı. Amir Mümtaz hemen telefonuna sarıldı ve ondan çaylak olmasın, yanına yeni atanan komiser yardımcısı Onur’u aradı. Telefondaki konuşmaya bakılacak olursa bir Japon, Hatay’daki evinde ölü bulunmuştu. ‘Tövbe bismillah.’ der Amir Mümtaz ve yerinden fırlayıp kapıya yönelir. Tam kapıdan çıkacakken Avize arkadan bağırır. ‘Akşama gelirken bir kilo pirinç al.’ diye. Avize hanım bilmeden de olsa ironinin hasını yapmıştır. Japon ölür pirinç istenir mi ya hu!

Yardımcı Komiser çaylak Onur, Amirini olay mahallinin kapısında karşılar. Amir Mümtaz,
‘Durum nedir?’ diye sorar çaylağa.
‘Amirim, cinayet bu sabah üç sularında işlenmiş. Maktulün kafasına bir kez ateş edilmiş. Adam ölmüş.’ diye cevaplar çaylak. Amir Mümtaz,
‘Tövbe ya Rabbim. Elbette ölecek lan! Kafasına sıkmışlar adamın.’ diyerek sinirlenir.
‘Amirim isterseniz içeriye geçelim.’ der çaylak.

İçeriye geçerler. Maktul sırtüstü, anadan üryan yerde yatmaktadır. Alnının tam ortasına isabet eden kurşun, yere yığılan Japon’un kafasının etrafını kanla çevirmiştir. Amir Mümtaz içeride gülüşen kadın polisleri görünce, ‘Bu ne ciddiyetsizlik derhal terk edin burayı.’ diye bağırır. Kadın polisler dışarıya çıkarlar. Amir Mümtaz, maktule doğru eğilir ve incelemeye başlar.
‘Yaz bakalım çaylak. Ölüm nedeni, alnına isabet eden kurşun.’ der.
‘Amirim, olay yeri inceleme birazdan burada olur. İsterseniz onlar incelesin.’ der çaylak.
‘Biz ne güne duruyoruz ulan. Yirmi yıldır bu işi yapıyorum ben.’ diye bağırır Mümtaz.
‘Estağfurullah Amirim.’ der çaylak ve içinden ‘Yirmi yıldır bu işi yapıyorsun ama tık yok.’ diye düşünmeden edemez. Çaylak konuşmaya devam eder: ‘Amirim hep söylerlerdi de inanmazdım. Gerçekten çok küçükmüş.’ diye. Amir Mümtaz, çaylağın mizahını anlamamış olacak ki;
‘Japonlar küçük olur evladım.’ diye yanıtlar.
‘Yok amirim ben vücut boylarından bahsetmiyorum. Küçük Japon’dan bahsediyorum.’
Amir Mümtaz kafasını Japon’un hacetine çevirir.
‘Ulan ne laubali bir adamsın sen ya! İşin gücün zevzeklik.’ diye bağırır ve tam iyi bir kalaya hazırlanırken, kapıdan içeriye Başkomiser Ogün ve savcı girer. Mümtaz ayağa kalkar, ceketini ilikler ve,
‘Hoşgeldiniz Amirim, sayın savcım.’ diyerek ikisini de selamlar. Başkomiser;
‘Durum nedir Mümtaz. Aydınlatabildin mi vakayı?’ diye sorarak hem Mümtaz’a bir nazire yapmış hem de savcıyı dirseği vasıtasıyla dürterek bir mizah gayretinde bulunmuştu. Savcı ufak bir tebessüm ederek Mümtaz’a göz kırpar. Mümtaz utanır. Çaylak Onur ortamı yumuşatmak amacıyla konuşmaya başlar.
‘Amirim müsaade varsa eğer anlatayım.’ der. Başkomiser başıyla onaylar. Çaylak konuşmaya başlar.
‘Amirim, dün gece saat üç sularında olay gerçekleşmiş. Adam evli, iki çocuğu var. Konuya komşuya sorduk. Hanımı pılını pırtını toplamış doğru Japonya’ya gitmiş.’
‘Ne zaman gitmiş?’
‘Bir hafta önce komiserim. Bizim bu Japon burada kala kala sorumsuz bir kocaya dönüşmüş. Adamda Japon disiplini denilen şey kalmamış. Her gün içip karısını dövüyormuş. Diyorlar ki kumara da bulaşmış. Tabi bir de kadını geçen hafta aldatınca işler iyice kızışmış. Yaptıklarından ötürü harakiri yapması beklense bir Türk politikacı gibi kıvırır ben ne yaptıysam halkım için yaptım demeye getirirmiş.’
‘Ne diyorsun? O derece yani.’
‘Vallaha öyle komiserim.’
‘Görüyor musunuz sayın savcım, adamı kültürel asimilasyona uğratmışız.’ der Başkomiser savcıya. Savcı güler. Amir Mümtaz ise kültürel asimilasyon kelimelerinden pek bir şey anlamamış olmasına rağmen tebessüm eder. Olay yeri inceleme kapıdan içeriye girip hemen işe koyulurlar. Başkomiser Ogün,
‘Biz çıkalım da çocuklar işlerini yapsınlar.’ der.
Tam kapıdan çıkacakları esnada, incelemeyi yapan memurlardan biri bağırır.
‘Komiserim buna bakmak isteyebilirsiniz.’ diye. Maktul yüzükoyun çevrilmişti ve sırtında çeşitli izler belirmişti. İzlerin kenarları kanla kaplı olduğundan memur bir bez vasıtasıyla itinayla maktulün sırtını sildi. Çaylak komiser Onur’un gözleri fal taşı gibi açılmış, bir başkomisere, bir savcıya, bir de pek anlamasa da Amir Mümtaz’a bakıyordu. Şok olmuşlardı. Maktulün sırtı tamamen harflerle kaplıydı ve hiçbir kelime anlamları yoktu. Harfler gelişigüzel yazılmış, belinin bittiği ve kalçasının birleştiği yere de bir gülücük işareti atılmıştı. Çaylak komiser yardımcısı Onur,
‘Bu bir şifre olabilir mi?’ diye bağırdıktan sonra hemen maktule doğru eğildi. Başkomiser Ogün elinin tersiyle, çaylağın kafasına yapıştırdı.
‘Ne şifresi lan. Amerikan filmi izlemekten kafan mesajlarla dolmuş anasını satayım. Ha sen şimdi bir de kalkıp seri katil olaylarına dalarsın. Ulan bir bitmediniz yahu. Seri katil dediğin adam zeki olur, kandırır, kumpas kurar. Ulan çık şu balkona bir bak, Türkiye’de seri katil unvanına yakışacak bir babayiğit var mı? Yanına bir ortak alan kendini Mel Gibson sanıyor arkadaş. Ne bakıyorsun oğlum. Mümtaz’a da Danny Glover diyelim mi? Cehennem Silahı’nın Türkiye versiyonu musunuz lan siz?’ diye bağırdı. Aslında soluğu yetse daha da devam ederdi. Çaylak Onur sağ eliyle jöleli saçlarını arkaya doğru yalatarak,
‘Amirim öyle demeyin her şey olabilir.’ dedi.

Amir Mümtaz, aslında hayatında hiç Amerikan filmi izlemese de bu konuşulanlar kafasında bir kaç sorgu sual yapmasına sebebiyet vermişti. Çaylak Onur’a doğru eğilip,
‘Harfleri not et bakalım.’ diye seslendi. Başkomiser Ogün müdahale ederek,
‘Siz karışmayın olay yeri inceleme halleder bu işi.’ diye bir sitem etti. Amir Mümtaz,
‘Onlar da incelesin amirim. Biz de bir bakalım neyin nesiymiş bu harfler.’ der. Başkomiser Ogün aslında müsaade etmeyecekti lakin kafasında nasıl olsa Amir Mümtaz bu işi yapamaz diye düşündüğü için,
‘İyi hadi bakalım siz de bir inceleyin.’ dedi. Başkomiser işi biraz daha ileriye götürüp, ‘Ulan Mümtaz bu olayı aydınlatırsan ben de seninle birlikte emekli olacağım lan.’ diye bağırır. Başkomiser ve Savcı olay mahallinden ayrılırlar. Çaylak Onur harfleri not eder ve kağıdı Mümtaz’a uzatır. Mümtaz elindeki kağıda bakıp, sanki gerçekten anlıyormuş gibi sesler çıkarır. Çaylak Onur;
‘Amirim saydım elli iki harf var. Harfleri anladım da smileyi niye koymuş onu anlamadım. Gerçekten çok zeki bir katille karşı karşıya olabiliriz.’ dedi.
‘Smiley ne lan?’ diye sordu Amir Mümtaz.
‘Amirim bu gülücük işareti, evrensel internet dilinde smiley demek.’
‘He iyi iyi. Neyce lan bu .mına kodumun yazısı anlayamadım ben.’
‘Amirim muhtemelen bir şifre. Herhangi bir dil olabilir.’
‘Bana bak lan! Sen harbiden çok mu film izliyorsun. Bence .aşak geçmiş işte katil.’
‘Hayrolsun amirim. Ne diyelim.’
Mümtaz harflere baktı. Bir şeyler anlamayınca Onur’a uzattı. Kağıtta şu harfler yazıyordu:

“CÖSOÖYB LVDVLRBSL ÇÜNBSUFŞJ ŞBBU ÖOŞFLJA BNJS NVNUA DPA CÜOÜ”

Devam Edecek…

Tuncay Ünaydın