Aşk… Nereden Gelip de İzimizi Bulursun?

Aşk... Nereden Gelip de İzimizi Bulursun?Sorulduğunda, herkesin aşk ile ilgili söyleyecek birkaç cümlesi vardır. Yaşanılanların renginde ve sınırında. Asırlardır ruh ve bedenin o izlemeye doyum olunmaz tangosudur belki de aşk…

Olmadığı zamanlarda da atar kalbiniz, içinde sevdiklerinize ait sevgiler barındırır.

Bir gün, varlığından bile haberinizin olmadığı bir insanla kesişir yollarınız… Belki de ilk başta hiç hoşlanmadığınız, sizi hiç etkilemeyen biridir o. Ama bir şeyler olur ve siz kendinizi, ona doğru giden yolda bulursunuz. Önceleri siz de anlamazsınız, bedeniniz size durumu fısıltı halinde anlatmaya başlar…

Alakasız zamanlarda, o kişinin, beyninizde sessiz adımlarla yürüdüğünü fark edersiniz. O dakikalarda kalp, daha ritimli atmaya, vücudunuza o huzur veren sıcaklığı yaymaya başlar. Heyecan mı? Korku mu? Mide bulantısı mı? Mutluluk mu? Ya da hepsi mi? Tam olarak teşhisini koyamadığınız bir ruh haline bürünürsünüz. Ve yavaş yavaş bedenin yolladığı sinyaller, kalbin göz ardı edemeyeceği boyuta ulaşır ve idrak, kabullenme başlar…

Onu düşünürken, kendinizi aptal aptal gülümserken bulursunuz. Saatlerce bir resme bakarak durabilirsiniz. Bir gün önce varlığından bihaber olduğunuz insan, hayatınızın tüm çakralarına dokunur. Yapılan, düşünülen, söylenen her şey, kıvrımlar halinde onda son bulur.

Her zaman pembe olmaz. Nasıl ki baharı, estirdiği meltemleri, size o ulaşılmaz cennetin bir yansıması gibi geldiyse, yağmurları ve fırtınaları da o denli şiddetli ve can yakıcı olur.

Şanslı olanlar için, uyanılmak istenmeyen bu rüya, bir ömür de sürebilir. Bazen de kabusa dönüşerek, uykudan uyandırır…

Ne zaman ki aşk; “Ben artık gidiyorum” der, işte o zaman, gerçek hayat ve renkler, toprağın altından, dünyanıza sızmaya başlar. Müziğiyle sizi kendilerine hayran bırakan melekler, kemanlarını kollarının altına alarak, dünyanızdan yavaş yavaş uzaklaşır. Bir saniye görmek için bile birçok şeyinizi feda edebileceğiniz insan, aklınıza geldiğinde; bedeninizden, kızgınlık ve nefret çığlıkları yükselmeye başlar. Çünkü o, kalbinizin ait olduğu insan değildir.

Tıpkı “Aşk” gibi “Zaman” da, gücüne karşı konulamaz bir şövalyedir. İstediği zaman, fethedemeyeceği hiçbir yer olmayan, korkusuz bir şövalye… Öyle ki aşkın gittiğini anladığında, ona ait kalpler boş kalmasın diye yerine, aşkın ebediyen kavgalı olduğu kardeşi “Nefret”i bekçi olarak diken bir şövalye.

Belki de hayatta oynadığınız en büyük kumar olan aşk; ister ebediyen, ister kısa sürsün, her zaman yeniden yaşanmaya değecek kadar güzel ve asil bir kadın gibidir…

Mutlak sona doğru giden bu hayatta, yavaş adımlarla dönen dünyamıza, mucizelerin efendisi Tanrı’nın serptiği sihir tozudur aşk. Nefes aldığınız sürece en az bir kez yaşamanız ve onu bir ömür yaşayan şanslılardan olmanız dileğiyle…

Tınaz Çokkeskin