Bak Ağaç

Bak AğaçHey!

Bak ağaç. Dalları var sonsuz. Yeşili var doyumsuz.

Bak ağaç. Ağacın yeşilinin altında kefenliler var. Bak taş. Üstünde isimler yazılı. Kefenlilerin isimleri. Ötesi de şehir bak. Bazen de şehrin tam da içi mezarlık. Şimdi şehirler büyük, kefenliler de büyük. Ya da çok mu demeliydim? Mezarlıkların az geldiği şehirlerde ise kavgalar yalanlara biraz ara verince, duygusuz ihtiyarlar daha çok dinlenilir. Buruş buruş fikirliler. İhtiyarlık sadece tende olmaz bilirsin. Bilir misin? Kırışık fikirlidir bazıları. Su içerken, çiş ederken gördüklerini yaşamak sanmaktan gelen ihtiyarlık…

Gülümsüyorum. Bu kelimenin tüm anlamlarını unutarak hem de. Kaybolmaktan korkuyorum. Anladın mı? Kaybolmaktan, böyle değişe değişe, kırışa kırışa kaybolmaktan… Hayır! Eller o eski eller değil. Değil tenimde nefes alan ben eski ben. Kaybolursam eğer, kırışırsam ben de, gittiğim yere geldiğim yeri de götüremezsem nice hallere düşerim?

Bir ekin elması ağacı düştü gözümün önüne. Sapsarı ekinlerin hemen yanına dikilirdi. Oraklar ekinlerin toprakla bağlarını koparırken al al dururdu o elmalar dallarda. Emektendi hepsi. Yürektendi. Çünkü topraktandı… Yazın o deli gibi sıcağında ne yapıp yapıp su bulurdum o elma ağacına. Ekinlerin sarısına pek yakışırdı al kırmızı elma. Şimdi ben nasıl götürmeyeyim gittiğim yere geldiğim yeri?

Ekşi.

Fikirlerimi kamaştıran kelime. Fikrimi fikrime düşüren hissiyat… Sonrası gün doğumları işte. Epekşi gün doğuşları, yanmış çıra kokulu gün batışları. Bu döngünün arasında, ihtiyarlayıp öleceğim ben de! O da ne? Yanlış söylüyorum ama. Bir gün ölemem ki. Bir anda öleceğim… Ölüm bir günü dolduracak kadar büyük değildir, der Asaf abimiz. Yaşamaya bakmalı belki de. Elbette elbette. Kesinlikle yaşamaya bakmalı. Ekin elmalarını düşünüp yaşamaya bakmalı. Ekşi olur ekin elması. Üzerine de tuzu attın mı oh, mis! Yaşamaya bakmalı. Ağız dolusu ısırmalı ekin elmalarını ve ciğerlere tepeleme doldurmalı ekinlerin kokusunu. Yaşamaya bakmalı. Fikirleri kırıştırmadan, çiş ederken gördüklerini yaşamak sanmadan bakmalı yaşamaya. Ve en önemlisi, sulayamayacağın çiçeği sevmemeli çünkü sevemeyeceğin sulamaları çiçekleyemezsin…

Önümde ekin tarlası, tepemde elma ağacı.

Hey!

Bak ağaç işte. Dalları var sonsuz. Yeşili var doyumsuz.

Gizem Ünsel