Bedenim

BedenimBedenim her gün senden kaçarken ruhum her gün SENİNLE doğup içimdeki seni büyütüyordu. Oysa ben BUGÜN sadece benimle kalmanın hesaplarını yapmıştım dün gece. Yatmadan evvel, sonradan inanmaya karar verdiğim tanrıya el açıp seni unutabilmemin umutlarına dua edip adaklar adamıştım… Yanımda; şimdi dün gecenin yorgunluğu ile, ölü bir ayı gibi yatan, hırıltıları büyük İHTİMALLE evin her köşesine yayılan, birkaç gün önce bir barda tanıştığım adam bile umurumda değildi. Evet bildiğin seni düşünüyordum, seninle geçen günlerimi, aylarımı ve yıllarımı. Genç kızlıktan kadınlığıma giden ince, dar, engebeli, zor, çetin, bir yanı uçurum yolu senli yıllarda heba etmiştim. Evet şimdi heba ETMEK diyorum ADINA ama yaşadığım yıllarda sanki bir ritüeldi benim için. Tamam yalan söylemeyeceğim şimdi bile seninle yaşadığım her an benim için bir ritüel gibi geliyor…

Yağmur uzun zaman sonra artık yağmamaya karar vermişti şehirde. Bardaktan BOŞALACAK tek bir damla kalmayana dek, şehrin tüm aptalları ıslandığına emin olmuştu ki tam bir ay sonra yağmamıştı bu sabah yağmur. Yağmur; şehir insanları için taşradaki derelere çaylara benzer. Şehrin insanları yaşadıkları tüm sıkıntıları, kederleri, yorgunlukları, bitkinlikleri, olmamışları olamamışları yağan yağmura bırakıp şehrin kanalizasyonlarına ulaşmasını sağlarlardı. Çünkü kederler, dertler, sıkıntılar anca böyle zamanlarda ağlayarak çıkardı ki, bu şehirde ikinci bir emre kadar ağlamak yasak olduğundan bu yağmurlar GÖZYAŞLARINA yataklık ETMİŞLERDİ.

Yataktan ne zaman, nasıl ve ne düşünerek kalktığımı, banyoya gidip yıkanıp yıkanmadığımı, hatta yüzümü bile yıkayıp yıkamadığımı hatırlamıyorum. Şimdi zamanın ve hayatın farkında olduğumda; an içerisinde kendimi mutfakta sıcaklığından, yeni YAPTIĞIMI ANLADIĞIM Türk kahvesini içerken buldum. Türk kahvesini çok severdin sen, tıpkı ÇAYI, nescafeyi sevdiğin gibi ama hep yeni şeyler deniyordun ve ben bu DENEDİKLERİNİ senin elinden içmenin mutluluğu içerisinde zevk-i sefa alemlerinde GEZİNİYORDUM. Çünkü bir adamın, ÜSTELİK deli gibi sevdiğim adamın bana bir şeyler yapması kadar güzel bir şey yoktu…

Şehir kendi döngüsü içinde yalancı yüzlerin gökkubelerinde BAŞROL oynadıkları bir sahneydi… Herkesin kendi DIŞINDAKİ tüm yaşamsal ORGANİZMALAR birer yardımcı karakterden öteye gitmiyordu. Her birey şehrin en iyi kadın YA DA erkek oyuncusu ödülünü her sene kendisinin aldığını sanıp; garip, saçma, yalan, yanlış, ukalaca, hatta yer yer faşizanca bir ruh halinde geziniyordu. Bu şehir sadece ruhları satılmışların konaklamasına, kendi içerisinde çıkardığı yasalar ile karar verip yeterince satılmamış ruhlara konaklama izni vermemekteydi.

Kahvenin kokusu seni bana hatırlattıkça -ki ARADA BİR AKLIMDAN ÇIKIYOR SANKİ DE- DAHA DERİNDEN ANDIM SENİ. İşte bu hatırlama halinin bana İZDÜŞÜMÜ gözümden, istemsizliğin devrimi içerisinde akan iki damla yaş oldu. Oysa beni aldattığını öğrendiğim gece tüm gözyaşı baraj kapaklarımı açmış gözyaşı baraj göllerim kuruyana dek ağlamıştım… ŞİMDİ aylar sonra bu iki damla asi gözyaşı nerden çıkmıştı ki?

ŞEHİRDE bir kadın…
Gözleri iki damla YAŞ…
Yaşlı gözleri kadının…
Aldatılmışlığının ve terkedilmişiliğinin son damlaları…

Şehirde bir kadın…
Ruhu satılmışlar şehrinde…
Sahte yüzlü adamların kahpeliğinde
Sevgisizliğin

Sen hayatımdan gittiğin günden beri ismini bile hatırlamadığım, yüzlerini zaten hiçbir zaman, değil hafızama kazımak gözlerimin tarayıcısından bile geçirmediğin sayısını elimin parmaklarıyla saymayı bıraktığım ruhları; senin gibi satılmış adamlar ile doldurmaya çalıştım. Ama ne yalan söyleyeyim -zaten sana hiçbir zaman dilimi içerisinde yalan söylemedim, gerçekte yalan söylemem zaten, yalanın ne pembesi ne moru ne turuncusu olurdu gözümde ama sen benim söylediklerimi hep koca yalanlar olarak gördün ya işte, ne yalan söyleyeyim diye bir daha uyarıyorum şimdi- senin ruhsuzluğunun karakterinde kimseyi koyamadım yerine. Bende açtığın, yeri bir çocuğun dizlerindeki yaraların kabuklarını sökmesi gibi söküp atıp kurtulmak istedikçe aynı çocukluğumun yaraları bir türlü iyleşmeyen kanlı dizlerime DÖNÜYOR…

Bu şehrin yolları kendi içinde çıkmaz sokaklar gibidir, dönüp dolaşıp şehrin merkezine ulaşırsın nereye gitmek istesen başladığın ruhsuzluk merkezine geri dönersin.

Yolları aştıkça
Yalnızlığından kurtulacağını sanan bir kadın
Gözlerinde kanlı GÖZYAŞLARI…
Ve ruhsuzluğun diyalettik yansıması bir şehir…

Son bir sigara yakıyorum şimdi akıtmayı unuttuğum tüm gözyaşalarımı da akıttıktan sonra, sen ruhunu bilmem kaçıncı kez şeytana satıp üzerinden BİNLERCE zebaniyi geçiren adamı siliyorum hayatımdan…Son sigaram kadar kısa bir ömür olacak bedenimde… Sigaram bittikçe ırzına geçen zebanilerin zevk çığlıkları ile mutlu olacağım ve sen benim hayallerimi çalarken; esasında kendi hayalsizliğinin kurbanı olduğunu anlayıp seni umursamama haslına alıp hayatı, zebanilerin senin üzerindeki geliş gidişlerini hayal edip mutlu olacağım…

Şehirde yalnız bir kadın…

Umutlu düşleri ruhsuz hırsızlar tarafından çalınmış bir kadın…

Kadın yatak odasına geri döndü… Biraz önce ismini bile hatırlamadığı adamın koynuna çırılçıplak bıraktı kendini. Zevk çığlıklarını zebaniler duydukça, altlarından kaçmaya çalışan ruhsuz bedenlere bir kez daha bir kez daha tecavüz etiler…

Erdem Özsoysal