Benim Ütopyam

Benim ÜtopyamŞehirler mi insanları yaşatır, insanlar mı şehirleri? Bence her ikisi de. İnsanlar mimarisiyle, tasarımıyla, anıtlarıyla ve diğer yaşam sahalarıyla şehirleri inşa ederler; şehirler de üzerilerine sinen ruhları insanlara yansıtırlar diye düşünüyorum.

Her ne kadar modern zamanların süslü, parlak, ışıltılı, gösterişli ama bir o kadar da ruhsuz, kalabalıklar içerisinde yalnızlaşmış beton yığınları içerisinde yaşıyor olsak da, benim hâlâ ütopik bir şehrim var hayallerimde yaşattığım.

Sahil boyunca yan yana dizilmiş, tek katlı, bahçeli, bahçesinde çam ağaçları, artezyen kuyuları, akşam üzeri serinliğinde çay keyfi yapılabilecek kamelyaları bulunan sıcacık, şirin evler düşlerim hep. Bahar geldiğinde bahçesinde rengârenk çiçekleri açan, esen rüzgârla birlikte tavanda asılı olan cıngılları ahenkle sallanan taraçalar hayal ederim. Ahşap masasına kurulmuş sofralarında, akşam üzerileri etrafında toplanılan, mis gibi demlenmiş çay kokulu, ev yapımı kekleriyle dolu tabaklar, insanların şen şakrak, birbirlerine karışan cıvıl cıvıl sesleri… Kapı ziline bile ihtiyaç duyulmayan, yan komşuyla evimizi ayıran çitten gelen “Huu komşu, evde misin?” seslenişleri. Gün batımını rengârenk boyayan, o cümbüş gibi renk skalasına huzurlu bir bakış, ufka dalış.

Şehre akşam çöktüğünde, karşı kıyıdan gelen dalga sesleri ve yanıp sönen ışıklar. Evlerin pürtelâş neşesi, hayatın gerçekliği. Denizden dönen balıkçı teknelerinin motor sesleri. Gün geceye kavuşurken, sahilde toplanan, ateş yakan, etrafında bir yumak oluşturan insanlar, gitar seslerine karışan dalga sesleri, gökyüzündeki yıldızları yorgan yapan, kumsala boylu boyunca uzanan, evi, yatağı aramayan gençlerin keyifli saatleri. Beton yığınları arasına sıkışmamış, doğayı, güneşi, yıldızları, kumsalları arkadaş edinmiş mutlu, huzurlu, sakin ve sıcakkanlı insanlar. Ahşap iskelede balık tutanlar, suya atlayanlar, deniz kokusuyla nefes alanlar… Güne denizde başlayıp, yine denizde günü sonlandıran insanlar. Domates, biber, sebze, meyve satan esnaflar. Televizyondan, internetten, cep telefonlarından uzak, hayatı hak ettiği şekilde, ıskalamadan, doyasıya, tadına vara vara yaşayan mutlu insanlar.

Pırıl pırıl bir denizi, incecik kumdan sahili, sapsarı Ay çiçeği tarlaları, sahil boyunca renk renk, isim isim kayıkları olan bir sahil şehri benim hayalimdeki. Sonbaharda sararan yapraklarla hüzünlenen, yaz aylarında sapsarı güneşi, cıvıl cıvıl insanlarıyla şenlenen bir kent. Ya da sahil kasabası, nasıl isterseniz öyle deyin siz. Kent tanımını betonarme evlerle sınırlamayan, bu olguyu insanların yaşayışlarından alan bir Ütopik Kent benimki. Siyah beyaz filmlerde kalmış bir manzara belki de. Sokakları pırıl pırıl, insanları cıvıl cıvıl, görünüşü ışıl ışıl… İnsana ben yaşıyorum dedirten,hayatı sadelikler içerisinde zenginleştiren bir ütopya. Kumsalda yalın ayak yürümenin keyfini, ıslak mayoyla sofraya oturmanın lüksünü yaşatan, deniz dönüşü bir tabak bisküvi ile bir sıcak çayın lezzetini tattıran, bir elinde taze domates, diğer elinde tuzlukla sahile inen merdivenleri tırmandıran yaz günleri…

Kısacası dostlar, yeryüzündeki cennet benim ütopyam… Yeryüzündeki cennet…

Serpil Kaya
Antalya