Bir Varmış, Bir Yokmuş
“Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm, cehennemi de…
Öyle bir aşk yaşadım ki,
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de…
Bazıları seyrederken hayatı en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım…
Öyle bir rol vermişler ki,
Okudum okudum anlamadım…
Kendi kendime konuÅŸtum bazen evimde,
Hem kızdım, hem güldüm halime…
Sonra dedim ki ‘söz ver kendine’
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin…
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin…
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin…
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin…
Öyle bir hayat yaÅŸadım ki, son yolculukları erken tanıdım…
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundan, anladım…”
Nietzsche
En sevdiÄŸim ÅŸiirdir bu ÅŸiir… Ve de kıskandığım, ben yazmalıydım diye… Hayatı ne güzel irdelemiÅŸ bu büyük insan… Hayatın gerçeÄŸine varmış, kabullenmiÅŸ, ‘her ÅŸeye raÄŸmen’ duygulara inanmış, tüm bencil duygulardan arınmış…
Herkesin tiyatrosu gibi aslında bu hayat… Rollerimiz var… Yalandan olduÄŸunu bilerek oynayan da var oyunu, kendini kaptıran da… Hani kendi söylediÄŸi yalana, kendi de inananlar vardır ya, onun gibi… En zoru kendini kandırmaktır oysa… Herkesi kandırsa da, kendini kandıramaz insan… MutluymuÅŸ gibi yapabilir de, içindeki mutsuzluÄŸun ağırlığını hep taşır, hep bilir ki orada, içinde bir yerlerde acıları… Yalan olduÄŸunu bilse de her gün, her gün aynı oyunu oynar… Tiyatro oyunudur, sanki hayat… Herkesin yalandan sahnesi… Gündüzlerin yalanları, geceleri pembeye boyuyor gibi görünse de, bir başına kalıverince çarpar yüzüne bir tokat gibi…
YaÅŸadığın hayatı, o hayat oyunundaki rolünü deÄŸiÅŸtirmek zor deÄŸil aslında… Kaç yaşında olursan ol, nasıl bir hayat yaşıyor olursan ol, her ÅŸeyinle yenilenmek mümkün aslında… Her an, her nefeste yenilenmeli insan… Yepyeni bir yaÅŸama doÄŸmak için, ölmeden önce ölmeli… Yürek lazım sadece, cesur bir yürek… Her insan ÅŸu veya bu ÅŸekilde deÄŸiÅŸir zaten ister istemez… Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı, aÅŸk acısı çeker, kimi maddi kayıp… Hepimiz bu tür badireler atlatırız… Kimisi bu yaÅŸananlardaki hikmeti anlar da kalbi yumuÅŸar, kimisi daha da sertleÅŸerek kaskatı çıkar…
GeçmiÅŸ bütün iyi-kötü duygularıyla içimizde kalır… En çok da acısı, kederi… Ama hayat iÅŸte, her iyinin içinde bir kötü, her kötünün içinde bir iyi var, misali… Eski bir dostumdan öğrendiÄŸim bir söz var; önce duyup inanmadığım, önemsemediÄŸim…. Sonra yaÅŸayarak öğrendiÄŸim… ‘Her hayırda bir ÅŸer, her ÅŸerde bir hayır vardır…’ derdi yaÅŸadığımız kötü anlarda hep… DoÄŸruymuÅŸ, anladım… Åžimdi bu sözü aklımdan geçirmediÄŸim bir gün bile yok…
Gelecek bir giz… Ne getirir bilinmez… Bir bilinmez bekleyiÅŸ… Hayal perdesi… Yazık ki, ne geleceÄŸimizi bilebilir, ne geçmiÅŸimizi deÄŸiÅŸtirebiliriz… Åžu an’ın gerçeÄŸini yaÅŸamak sadece elimizden gelen… GeçmiÅŸte yaÅŸadıklarımızdan ders çıkararak… EÄŸer ders çıkarmıyorsak, neye yarar çekilen acılar? Taşıyamayacağımız kadar ağır bir yük olmaktan baÅŸka… Ezilip kalır insan, altında… Hani gündüzler, geceler gerçekleri saklar da… Bir başına kalıverince yakar ya insanı, acı gerçekler… İşte o an bir başına olduÄŸunu anlarsın hayatta… Bu dünya ya bir başına geldiÄŸini ve bir başına gideceÄŸini…
Herkes kendi hikayesini en acıklı sanır, sadece kendi acısına aÄŸlar… Bir cenazede bile, kendi ölülerine aÄŸlar gelen insanlar… Dualar okunurken, kendi annesizliÄŸi, babasızlığı yakar yüreÄŸini, ölen sevdiklerine hasret duyar… Ya da, ‘ya ölürlerse ben nasıl dayanırım’ı yaÅŸar… Bilemez o anda, dayanılmayacak acı yok hayatta… Her ÅŸeye raÄŸmen yaşıyor insan… Ve bunu ancak yaÅŸadığında anlıyor… Kendi başına geldiÄŸinde… Hep eksik yaşıyor belki, hep yarım, hep hüzünle dolu ama, yaşıyor… Belki bencil duygular ayakta tutuyor insanı, belki kırgınlık, belki öfke…
Her ÅŸeye raÄŸmen yaÅŸayabildiÄŸimiz gibi, her ÅŸeye raÄŸmen de sevebilse herkes keÅŸke… Eski Türk filmlerinde, ÅŸarkılarda, romanlarda kalmasa; her ÅŸeye raÄŸmen sevebilmek duygusu… Hesapsız, pazarlıksız sevebilse insanlar bir ÅŸeyleri ya da birilerini… Tüm bencil duygulardan arınmış olarak… Bütün evrende, bundan daha büyük hayal yoktur herhalde, olmamalı da… Masallarla büyütüldük, masallarla büyütüyoruz çocuklarımızı… Büyüyüp de yetiÅŸkin olunca, hayatın gerçekliÄŸine varınca, yalanlarla dolu gibi geliyor masallar… ‘Lale devri çocuklarıyız biz, zamanımız geçmiÅŸ…’ diye ÅŸarkılar söylüyoruz sonra, gözyaÅŸlarıyla… Bir varmış, bir yokmuÅŸ misali yaşıyoruz hayatımızı… Masallardaki gibi, her ÅŸeye raÄŸmen duygulara hasret… Öyle, her ÅŸeye raÄŸmen duygular olduÄŸunu hayal ediyoruz yaÅŸamımızda… Bencil duygulardan arınmış, karşılık beklemeden sevmenin, sevilmenin bir hayal olduÄŸunu her anladığımızda da yıkılıyoruz, bir kere bir kere daha… Masalların gerçek olmadığını ilk anladığında yıkılan, her küçük çocuk gibi… Öyle her ÅŸeye raÄŸmen duygular yaÅŸatsın ki hayat her birimize, gerçek hikayemiz masallardaki gibi olsun… Herkes kendini bir masal kahramanı sansın… Bir varmış, bir yokmuÅŸ gibi…
