Gönüllü Marka Elçiliği

Gönüllü Marka ElçiliğiYeni müşteri kazanmak zor, kaybetmek kolaydır. Pek çok küçük işletmenin en büyük handikapı daha çok para kazanmak ve günü kurtarmak için izlediklerin stratejilerin orta vadede müşteri ve dolayısıyla para kaybedecek olmalarına önem vermemeleridir. Kurumsallaşmış firmalar ise bu konuda daha hassas davranmaktadır.

Müşterinin gönlünü ve sadakatini küçük jestlerle kazanmak dolaylı olarak iyi de bir reklam vesilesidir. Yemek yediğimiz lokantadan tutun da hesabımızın bulunduğu bankaya, tükettiğimiz gıdalardan yolculuk yaptığımız seyahat firmasına kadar beğendiğimiz, fayda gördüğümüz pek çok işletme ve markanın -yaygınlaşan sosyal medya kullanımıyla birlikte gittikçe artan oranda- gönüllü elçiliğini yapmaktayız. Okumaya devam et “Gönüllü Marka Elçiliği”

Sevmemeliydik…

SevmemeliydikYanlış bir zamanda, yanlış bir yerde karşılaştık seninle.
İç savaş sonrasında uzattık ellerimizi birbirimize.
Yok olmaya yüz tutmuş duygu diliminde karşılaştı gözlerimiz
Ve aşk sandık içimizi titreten öpüşleri.
Dokunmamalıydık, yanmamalıydık birbibimize.
Alışmamalıydık, sarılmamalıydık.
Aşkın kokusunu çekmemeliydik içimize…

Yanlış bir zamanda sevda dedik birbirimize
Kurtuluş sandık çekilen o beyaz aşk bayrağını
Unutulur sandık geçmiş, yaralar, acılar Okumaya devam et “Sevmemeliydik…”

Ey Sevdiğim!

Ey Sevdiğim!Zamanlı da gelebilirsin çat kapı da yeter ki sevdiğin için gel. Sana gelmem için cesaretlendir beni ne bileyim göz kırp, tebessüm et, manalı bak. Beraber yapalım bir şeyleri sırf sen dedin diye ve sırf ben dedim diye olur demeyelim. Sana bir teklif sunduğumda içinden geldiği için tamam olur de beni kırmamak için değil. Aşkım, bebeğim, hayatım gibi herkesin ağzında olan sevgi sözcüklerini kurmayalım birbirimize kendi alfabemizi yaratalım iki seven kalp yardımıyla. Çabuk sinirlenmem bunu bilesin. İdare edebilirim aramızdaki kırgınlıkları yeter ki birbirimizi sevdiğimizi unutmayalım. Okumaya devam et “Ey Sevdiğim!”

Yalnızlığın Suçlusu Yalnız Kalandır

Yalnızlığın Suçlusu Yalnız KalandırKötü Adamın Ölümü

Tir tir titriyor. Önümde uzanan iskelet tir tir titriyor. Vücudunun her yerine delikler açılmış gibi, derisi saydammış gibi su akıyor. Altındaki şilteden sızan ter sandalyemin ayağına kadar geliyor. Bacaklarını birbirlerine bağladım. Ben sadece bir kez ölüm gördüm, onda da çocuktum. Babaannem ölürken annem bacaklarını birbirine bağlamıştı. Çünkü daha sonra o bacaklar birleşmiyordu. Ayrıca bana telefon ahizesini anımsatan bacakların dizleri birbirine çarpıyor ve tok bir ses çıkarıyordu. Adamın kafasında birkaç tel saç kalmıştı. Kaldığı yere ev demeye dilim varmıyor. Her yer küf, pislik dolu. Okumaya devam et “Yalnızlığın Suçlusu Yalnız Kalandır”