Bekliyoruz

BekliyoruzGece saat 02:10, tansiyonum 15/8, nabzım 80 ya da 90, kalbim eski metal köstekli saat gibi durdu duracak, ruhum dar bir sokak gibi. Dokunsalar da ağlasam kirli, tek yataklı penceresiz, lambasız odamda. Dokunan yok ki gözümdeki teri atsam, tansiyonum düşse…

Kalbim, nabzım normal olsa; ağlasam ağlasam bitmez. 56 buçuk gün oldu ölüp ölüp dirilmek. Birine sarılmak, birine ağlamak, 56 buçuk gün oldu, güneşi, ayı görmeden uyumak. Karanlıkta ölüp uyanmak, zor geldi düşüncesi temiz adama. Zor geldi ruhu aydınlık adama… Kalbi, nabzı normal olan adama zor geldi. Güneşi, ayı tatmadan her gün boğularak ölen adama uyanmak da zor geldi.

Okumaya devam et “Bekliyoruz”

Gece Gece

Gece GeceKar dört yanı uçsuz bucaksız bir kefenle kaplamıştı. Uğursuz bir rüzgar deprem gibi sağa sola saldırıyordu, üstümüzde karanlığı giyinmiş gökyüzü, ardımızda kulak zarımızı zedeleyen rüzgar bizi adeta canımızdan etmişti.

Annem ve küçük kardeşim daha çok tedirgindi. Korku onları içine hapsetmişti. İrem anneme sarılmıştı ufacık gövdesiyle. Gözleri şiş, saçları sarı, ufak tefek bir şeydi kardeşim. Korkusu kuşkusuz ondan daha iri yapılıydı. Amansız kış mevsimini bütün günahlarıyla beraber yakmaya hazır sobamız, cehennem gibiydi. Patlamamak için kendini zor tutuyordu.

Okumaya devam et “Gece Gece”

Derinden Bir İz

Derinden Bir İzKeder; gözü yaşlı, gamzesiz ihtarın yorgun, yaşlı gözlerinde.

Dokunsan da ağlıyor, dokunmasan da ağlıyor.

Tuzlu sular göz kapaklarında birikmiş, yüzünde tebessümün derin izleri yok.

Kırışmış bir yüzden göz kapaklarının altından geçen sonsuz bir nehir gibi; derin ve bulanık.

Yıkanmayan tozlu, siyah saçlar, tuzlu ve acımsı sulara yakışmayan yeşil gözler, elma yanaklar, içki yüzünden kuruyan dudaklar, sigaradan sararmış inci dişler, neydi ihtiyari bu hale getiren şey; aşk mı?

Okumaya devam et “Derinden Bir İz”