Ruh’an’i

Ruh'an'iArtık neredeyse günlük yaşantımızda çok fazla rastladığımız, ilişkilerde sıklıkla duyduğumuz ruh eşi meselesi, sanıldığı kadar basit ve insanların “elektrik aldım” diyebileceği yapıda değildir.

Ruh ikizi ve ruh eşi birbirine karıştırılır çoğu zaman. Ruh ikizleri, bir gün muhakkak karşılaşırlar. Benzer hayatlar yaşamamış ve birbirlerine benzemiyor olabilirler. Ama ikisinden biri ya da her ikisi de hazır olmadığında karşılaşmışlarsa çok büyük üzüntü yaşanabilir. Ruh ikiziyle karşılaşmanın tek tarifi “yoğun” oluşudur. Ancak ruh ikizinizle romantik bir sona ulaşmak için değil, diğer yarınızı bulduğunuz için, kendi içsel dengenizi sağlamak, keşfetmediğiniz yanlarınızı bulmanız içindir. Okumaya devam et “Ruh’an’i”

Haziran’da Ölmek Kolay, Ölümsüz Olmak Zor

Haziran'da Ölmek Kolay, Ölümsüz Olmak ZorOn dört yaşından beri şairlik yapıp, en güzel yemekleri yiyip, hapishanede bir ömür çürüten, tırnağıyla saat kayışına sevdiğinin adını yazan, ama bazen de sevdiği kadınları aldatan, hepsini, her şeye rağmen çok güzel seven, ülkesine ve insanına duyduğu derin sevgi ve özlemle giden bir insan; Nazım Hikmet Ran.

Keşke’li cümleler kurmak kolay, hakkını vermek zor. Ne de olsa en fazla bir yıl sürüyor yirminci asırlarda ölüm acısı… Okumaya devam et “Haziran’da Ölmek Kolay, Ölümsüz Olmak Zor”

Sözdüşüm

SözdüşümHayat, düzen, alışkın olduklarımız tam tersi olsa nasıl olurdu acaba.

Her daim gökkuşağı olsa, kaybolunca yağmur yağsa; çiçek arının özüne bal bıraksa; gökyüzünde deniz dalgalansa, ayağımızın altında bulut… Balıklar kanatlanıp uçsa, kuşlar yüzse… Kelebek bin yıl yaşasa, kötüler bir gün. Sesler ağzımızdan çıkmayıp, dışardan bedenimize girse… Okumaya devam et “Sözdüşüm”

Voltran Voltran Voltran

Voltran Voltran VoltranHer güzel anda, her sıkıntıda koşarak danıştığımız Sezen Aksu’dan gelsin:

Ah kaldırımlar biliyor, bi’ devir muhteşemdik
Güz güneşinden hüzünlü, ilk yazdan şendik

Pazartesi sendromları, fobiler, ataklar gibi şeyler üretilip, duygu tüccarlığı henüz meslek erbaplarından sayılmazken, cumbada var gücüyle alttan kaldırdığım ve küçük demirlerini çevirip sabitlediğim camdan belime kadar uzanmış, Tekelci Fevzi Amca’ya sepet sarkıtıp, “bir şişe Koka Kolaaa” diye seslendiğimde biz henüz 80’leri ve 90’ları sürüyorduk. Okumaya devam et “Voltran Voltran Voltran”