Dünyayı Sadece Parmak Uçlarınızla Hissedebilir misiniz?

Dünyayı Sadece Parmak Uçlarınızla Hissedebilir misiniz?Gören herkes için renklerin bir anlamı, bir hissettirdiği vardır; fakat görmeyen biri için renklerin anlamı, sadece duydukları ama bilmedikleri tanımlamalardan ibaret olacaktır.

Mesela mavi deseniz; o mavi, bir gökyüzü olmayacaktır ya da bir deniz değildir. Mavi, görmeyen biri için belki gökyüzünün sonsuzluğu, belki de bir denizin dalgası olacaktır. Kim bilebilir bir mavinin neler hissettirdiğini ve bir tuvale kim resmedebilir? İşte şimdi size Eşref Armağan‘dan söz etmek istiyorum. Renkleri, nesneleri parmak uçlarıyla hisseden sonra da zihninde canlandırıp muhteşem eserler yaratan sanatçı, 1953 doğumlu doğuştan görme engelli bir ressamdır. Hiç görmediği nesnelerin sadece maket modellerine, parmak uçlarıyla dokunarak onları en güzel şekilde resmedebilme yeteneğine sahiptir.

İşte bu sebeple Eşref Armağan’ın eserlerindeki olağandışılık, herkese göre karanlık sayılan bir dünyada renklerin zihninde yarattığı cümbüşü en güzel haliyle resmedebilmenin, ayrıcalığını kendisine kazandırmıştır. ‘The Colors of Darkness’ (Karanlığın Renkleri) adlı belgesele konu olmuş olan Eşref Armağan’a göre; “Bir insan bir şeyi öğrenmek istiyorsa, azimliyse sabırlıysa, inatçıysa her şeyi yapabilir.” sözleriyle gerçekten de yapabilmenin, yaratmanın, yani sanatın gücünü göstermiştir. Ayrıca Eşref Armağan’ın muhteşem yeteneği Discovery Channel’da yayınlanan “Real Super Humans” (Gerçekten Süper İnsanlar) programına da konu olmuştu. Yapmış olduğu resim ve çizimlerle de kendisini dünyaya hayran bırakmıştır. Bilim dünyası, bu ustalık karşısında hayrete düşmüş ve Harvard Üniversitesi nöroloji bilim dalındaki profesörler kendisinin beyin fonksiyonlarını incelemişlerdir. Hiç görmediği nesneleri sadece dokunarak hissetmesi sonrasında resmedebilmesi, beynindeki görülen cisimlerin algılanması ile ilgili bölümün harekete geçmesi sayesinde mümkün olduğunu saptamışlardır.

Dünyayı Sadece Parmak Uçlarınızla Hissedebilir misiniz?Bu büyük ustalık karşısında herkesi hayrete düşüren şeyse resimlerdeki renk, gölge kompozisyon ve en önemlisiyse perspektif kullanımı olmuştur. Perspektif çizimde; nesnenin gözlemciye göre olan pozisyonunun ve uzaklığının etkileri esas alınarak çizim yapılır. Bu çizim tekniği durağan varlıklarda ya da tek göz kapatılarak göz bir noktaya sabitlendiğinde uygulanır. Çizgi perspektifini ilk olarak 15.yy’da Floransalı mimar Fillippo Brunneleschi bulmuştur. Eşref Armağan’ın özelliği ise bu teknikleri, görmeyen gözleriyle ama hisseden elleriyle yapmış olmasıdır. Bilim insanlarını şaşırtan da eserlerinde kullandığı bu perspektif açıdır.

Bunun üzerine Dr. Kennedy, Eşref Armağan ile bir deney yapmak ister. Bu deney sonucunda perspektifi gerçekten de anlayıp anlamadığı çözümlenmiş olacaktır. Bu deneyde Dr. Kennedy’in isteği, İtalya’nın Floransa kentinde bulunan sekizgen şekilde yapılmış olan karmaşık geometrisiyle oldukça zor bir mimari yapı olan günümüzde hala tam olarak çizilemeyen “Battistero di San Giovanni” binasını çizmesi istenmiştir. Bunun üzerine Eşref Armağan önce maketine sonra da Battistero di San Giovannin duvarlarına dokunmuş sonrasındaysa resmetmeye çalışmış ve bunu en iyi şekilde de başarmıştır. Perspektif açıdan çizilmesi çok güç olan bir binanın çizimiyle görme engelli Eşref Armağan tarihe geçmiştir.

Böyle değerli bir sanatçının yaptıklarını ve yapacaklarını heyecanla gururla görmek ve bilmek bizler içinde ayrıcalıktır.

“Ben dünyayı parmak uçlarıyla görebilen bir insan olarak anılmak isterim…”
Eşref ARMAĞAN

Dünyayı Sadece Parmak Uçlarınızla Hissedebilir misiniz?Battistero di San Giovanni (Aziz Giovanni Baptisteri, İng: Florence Baptistery), Floransa’da Andrea Pisano ve Lorenzo Ghiberti tarafından yapılan bronz kapıları ile ünlü vaftizhanedir. Ayrıca iç dizaynında kullanılan 13. yüzyıl mozaikleri şehirdeki tek Orta Çağ mozaikleridir. Del Duomo Meydanı’nda, Santa Maria del Fiore Katedrali’nin önünde bulunan vaftizhane Floransa’daki en önemli yapılardan biridir. 1059–1128 yılları arasında inşa edilen vaftizhane şehirdeki en eski binalardan biridir.

Floransa’daki Battistero di San Giovanni dendiğinde Dante’nin “İlahi Komedya”sında yer alan “benim güzel San Giovannim” tanımı gelir akla. İnşa tarihi kesin olarak bilinmese de Mars için M.Ö. 4–5. yüzyılda yapılan Roma tapınağının kalıntıları üzerine yapıldığına inanılmaktadır. İlk olarak 9. yüzyılda küçük bir bazilika olarak kendisinden bahsettiren yapı 1128 yılında Floransa Vaftizhanesi haline getirilmiştir ve 19. yüzyıl sonlarına kadar Floransa’daki bütün Katolikler burada vaftiz edilmiştir.

Battistero di San Giovanni sekizgen şekilde yapılmıştır ve dış kısmında tipik Floransa Roma mimarisinin özelliklerinden olan renkli mermerler görülebilir. Bu mimari dönemi “ön Rönesans” olarak da adlandırılır fakat antik mimari geleneğini de korur. Vaftizhanenin inşasında klasik mimari takip edilmeye çalışılmış ve İtalyan orta çağ klasik mimarisi eserlerinden biri olmuştur.

Ece Çekiç