<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ENGİNDERGİ</title>
	<atom:link href="http://www.engindergi.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.engindergi.com</link>
	<description>engin yazı denizi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 23:16:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=</generator>
		<item>
		<title>Aşka Yazılanlar &#8217;01</title>
		<link>http://www.engindergi.com/aska-yazilanlar-01.html</link>
		<comments>http://www.engindergi.com/aska-yazilanlar-01.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 18:34:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>engindergi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tuncay Ünaydın]]></category>
		<category><![CDATA[ed26]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.engindergi.com/?p=822</guid>
		<description><![CDATA[Bilirim Bilirim… Yokluğunda her şeyin anlamsız olduğunu, istisnai kaideler dışında yokluğunun yaşanılamaz olduğunu, isyan etmem gereken yerde suskun kalmamın bir nedeni olduğunu… Oysa ilk görüşte aşka inanır mısın sorusunun en anlamlı cevabı sendin. Başka bir cevabı yoktu, bilirim. Başka bir cevabı olsaydı eğer, suskun olmak yerine binlerce cevapla gelirdim önüne. Geç anladım… Bilirim… İnsan değişir, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>Bilirim</h3>
<p></br></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright" src="http://www.engindergi.com/wp-content/2012/10540201.jpg" alt="1054" width="170" height="160" />Bilirim…<br />
Yokluğunda her şeyin anlamsız olduğunu, istisnai kaideler dışında yokluğunun yaşanılamaz olduğunu, isyan etmem gereken yerde suskun kalmamın bir nedeni olduğunu…</p>
<p style="text-align: justify;">Oysa ilk görüşte aşka inanır mısın sorusunun en anlamlı cevabı sendin. Başka bir cevabı yoktu, bilirim. Başka bir cevabı olsaydı eğer, suskun olmak yerine binlerce cevapla gelirdim önüne.<br />
Geç anladım…</p>
<p><span id="more-822"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bilirim…<br />
İnsan değişir, senin için değiştiğimde anladım. Aşk’ı kişiliğimde bile barındıramazken, hatta ondan bu kadar korkarken. Sırf senin için devrik cümlelerden aşk yazıları oluşturdum. Kelimelerim senin için bir cümle oluşturduğunda sana bir adım daha yaklaşmanın zevkini tadardım.<br />
Geç anladım…</p>
<p style="text-align: justify;">Bilirim…<br />
Yorgunluk belirtilerimi bile ortadan kaldıran sen, gün geçtikçe en büyük yorgunluğum oldun. Yorgunluğumun eseri olarak yatağa yattığımda sen uyurdun bense seni düşünürdüm. Çalar saat sabahın köründe mecburi olarak sessizliğini bozup seni uyandırdığında, ben geceden arda kalanları topluyordum. Bazen uykusuz geçen gecelerimin adıydın, bazen de uykusuzluğumun ilacı. Bu yüzden vücudumda ki en büyük virüstün. Sen benim en büyük hastalığımdın. Bu yüzden hiçbir panzehirin yoktu.<br />
Geç anladım…</p>
<p style="text-align: justify;">Bilirim…<br />
Kişiliğimde olmadığı halde, sırf sen kabul et diye, mükemmel bir insan olduğumu kanıtlamaya çalıştığımı, hem olmadığım birinin numarasını yaptığımı hem de kendimi kandırdığımı… İnadını kırmak amacıyla türlü türlü laf cambazlıkları yaptığımı bilirim…<br />
Geç anladım…</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yüzden…<br />
Bir sonraki hayata inanıyorsan eğer.<br />
Ruhun, bir sonraki hayatımı bulsun.</p>
<p style="text-align: right;"><em>Tuncay Ünaydın</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.engindergi.com/aska-yazilanlar-01.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>180° Tutturamıyorum(!)</title>
		<link>http://www.engindergi.com/180-tutturamiyorum.html</link>
		<comments>http://www.engindergi.com/180-tutturamiyorum.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 00:25:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>engindergi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evrim Yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[ed26]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.engindergi.com/?p=821</guid>
		<description><![CDATA[İnsanların devran diye tanımladığı şu çarkın çapı sabit mi acaba? Ya da bu çark insandan insana farklılık mı gösteriyor? Belki de çap gerçekten sabit ama dönüş hızı değişiyor öyküden öyküye? Yoksa &#8220;devran döner&#8221; sözü tıpkı &#8220;kaderinde yazılıymış&#8221;daki kadar anlamsız bir tesadüflük sonucu yanyana gelmiş iki sözcük mü? Bir yerlerde döndüğüne inanılan soyut bir çember var [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.engindergi.com/wp-content/2012/10620201.jpg" alt="1062" width="232" height="160" />İnsanların devran diye tanımladığı şu çarkın çapı sabit mi acaba? Ya da bu çark insandan insana farklılık mı gösteriyor? Belki de çap gerçekten sabit ama dönüş hızı değişiyor öyküden öyküye? Yoksa &#8220;devran döner&#8221; sözü tıpkı &#8220;kaderinde yazılıymış&#8221;daki kadar anlamsız bir tesadüflük sonucu yanyana gelmiş iki sözcük mü? Bir yerlerde döndüğüne inanılan soyut bir çember var mı gerçekten? Bu; insanların tatmin edici buldukları intikam güdüsünün bir yön bulması mı sadece? <span id="more-821"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Dönen değil de döndürülen bir şeyler mi var hayatlarımızda? O zaman çarkın hem çapı hem de hızı değişiyor yaşamdan yaşama. Peki benim küçük şirin sıradan öyküme neden uğramıyor? Onu döndürmek için yeterince kaslı değil miyim acaba? 180° sonunda bitim noktasını mı tutturamıyorum da; 360° tamamladığı (yani başa döndüğü) yerde sayıyorum? Bu çark istemsiz bir intikam hissiyle besleniyor da sorun; istemli bir intikam güdüsü taşımak mı? Hayatındaki tüm hesaplaşmaları unutmuşken, bir gün bir bakmışsın dönüvermiş mi oluyor? Saf olmayarak sekte mi vuruyorum periyotlara? Dünyanın dönüşü gibi &#8220;biliyorum ama hissedemiyorum&#8221; dönüşü mü bunun adı? Kendi çarkımın dişlerinden birine takıldım sanırım ve o yüzden hedef bölgeme ulaşamıyorum bir türlü. Çünkü sabredip sabit bir noktada bekleyemiyorum bu dönüşü.</p>
<p style="text-align: justify;">Belki de benim devranım bir çember değildir. Dönüşünü ispatlayabilmem için daha çok zamanım vardır. Ya benim devranım arızalı ya da benim hikayem devransız. Ama ben yine de kullanma kılavuzlu bir çember devran istiyorum!</p>
<p style="text-align: right;"><em>Evrim Yılmaz</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.engindergi.com/180-tutturamiyorum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İncitmeyecek Kadar Uzak, Üşümeyecek Kadar Yakın&#8230;</title>
		<link>http://www.engindergi.com/incitmeyecek-kadar-uzak-usumeyecek-kadar-yakin.html</link>
		<comments>http://www.engindergi.com/incitmeyecek-kadar-uzak-usumeyecek-kadar-yakin.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 23:33:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>engindergi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evren Kır]]></category>
		<category><![CDATA[ed26]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.engindergi.com/?p=820</guid>
		<description><![CDATA[Çok eski zamanların dondurucu bir kışı yaşanırken, bütün hayvanlar acımasız soğuktan çok etkilenmiş ve çok büyük kayıplar vermişler. Ama en çok kayıp veren kirpilermiş. Çünkü onların pek çok hayvan gibi kalın kürkleri olmayıp, kendilerini sıcak tutması mümkün olmayan dikenleri varmış. Bu durumdan çok endişe duyan kirpiler, en az zararla kışı geçirebilmek için meclislerini toplamış ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignright" src="http://www.engindergi.com/wp-content/2012/10410201.jpg" alt="1041" width="221" height="150" />Çok eski zamanların dondurucu bir kışı yaşanırken, bütün hayvanlar acımasız soğuktan çok etkilenmiş ve çok büyük kayıplar vermişler. Ama en çok kayıp veren kirpilermiş. Çünkü onların pek çok hayvan gibi kalın kürkleri olmayıp, kendilerini sıcak tutması mümkün olmayan dikenleri varmış. Bu durumdan çok endişe duyan kirpiler, en az zararla kışı geçirebilmek için meclislerini toplamış ve çözüm aramaya başlamışlar. Tartışa tartışa, nihayet gece olunca tüm kirpilerin bir araya toplanmasına ve birbirlerine çok yakın durarak geceyi geçirmelerine karar vermişler. <span id="more-820"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Böylece kirpiler birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak ve aralarındaki hava akımını önleyerek donmaktan kurtulacaklarmış. İlk geceki deneyimlerinde bunun işe yaradığını görmüşler. Ama daha önce hiç ön göremedikleri bir başka problem çıkmış ortaya. Üşüyen kirpiler birbirlerine fazla yaklaştıklarından kirpiler birbirlerini sivri oklarıyla yaralamışlar. Daha sonraki gece yaralanma korkusundan dolayı kirpiler, bu defa da birbirlerinden uzak durmuşlar ama bu seferde donmaktan kendilerini kurtaramamışlar. Her gece, bazen uzaklaşarak bazen de yakınlaşarak, deneye yanıla birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak kadar yakın, ancak birbirlerini incitmeyecek kadar uzak durmayı öğrenmişler. Bu da hayatta kalmalarını sağlamış.</p>
<p style="text-align: justify;">İster kabul edelim ister etmeyelim, hepimizin bizi kaplayan uzun dikenlerimiz var. Bunlar, bizim hayata karşı savunma mekanizmalarımız, filtrelerimiz&#8230; Bazen faydalı, bazen de zararlı. Çoğu zaman, kimseleri yaklaştırmıyoruz yanımıza, korkutuyoruz onları oklarımızla veya başkalarının oklarından korkuyoruz kendimiz&#8230; Filtrelerimizden elemeden kimseleri sokmuyoruz özel dünyamıza, sınamadan geçit vermiyoruz. Ne var ki, hayatta kalabilmek ve sıcaklık ancak yakınlaşmakla, birlikte hareket etmekle mümkün olabiliyor. Ama, yakınlıklar da zarar veriyor bazen&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Herkes önce kendi oklarının sorumluluğunu alıp, karşısındakiyle en uygun mesafeyi hemen ayarlayabilmeli aslında. Bu hikaye hayatta incinmeden ve incitmeden kalmamızı sağlayacak sihirli bir yaşam dersi&#8230; Yeni dünya düzeni, insan ilişkileri birçok çelişkiyi de içinde barındırıyor. Bu çelişkiler içinde, birbirini incitmeyecek kadar uzak, hayatın soğuk, çelişkili ve zor zamanlarında üşümeyecek kadar da birbirimize yakın olmayı öğrenmek önemli olan&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Biz içinde, ben olma çizgisi öyle ince bir sınır ki, tanımlamak kadar, yaşamak da zordur. İnce bir beceri gerektirir. Kendin yok olmadan, diğerinin kimliğinde erimeden ve bunu yaparken de hırçınca bir varoluş sergilemeden, yaradılışının sana sunduğu özel yönlerini tanımak ve yaşamak… Bizim toplumsal ilişki mantığımızda; iç içe, dipdibe olmak sağlıklı bir birlikteliğin esası olarak görülür. Biraz uzak duran yadırganır, merak edilir ve çeşitli kurgularla yargılanır. Kendini beğenmekle suçlanır. Kendine alan bırakabilen, hayır demeyi başarabilen insanların, enaniyet sonucu böyle davrandığı düşünülür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir kirpi oku mesafesinde, ama yıllarca yıpratmadan, tüketmeden, taptaze bir sevgiyi yaşamak önemli olan… Hayatta bazı şeyler o kadar narin ki, gereken özeni vermezsen, söner ve yok olur&#8230; Eğer zaman vermezsen, nefes aldırmazsan da boğulur gider. Avucundaki küçük bir serçe gibi… Çok sıkarsan ölür, gevşek bırakırsan da uçar gider. İnce bir kavrayışta tutmak gerekir avuçlarını&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Canımızı asıl acıtan uzaklıklar değil, göze alamadığımız yakınlıklardır belki de&#8230; Herkesin görünür ya da görünmez sivri okları var. Bu dönem zoru başarabilen kirpilerin dönemi&#8230; Ne çok yakın, ne çok uzak, yeterince, kararınca&#8230; Aradığımız her şeyin yanıtı doğada var aslında. İnsan yaşamına soktuğu insanlarla bir kirpi boyu mesafe bırakmalı arasında. Ne dikenleriyle kanayacak kadar yakın, ne de soğukta donacak kadar uzak olmalı. Isıtmalı ama yakmamalı, kanatmamalı&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><em>Evren Kır</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.engindergi.com/incitmeyecek-kadar-uzak-usumeyecek-kadar-yakin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sonsuzluk</title>
		<link>http://www.engindergi.com/sonsuzluk.html</link>
		<comments>http://www.engindergi.com/sonsuzluk.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 14:18:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>engindergi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deniz Denizel]]></category>
		<category><![CDATA[ed26]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.engindergi.com/?p=819</guid>
		<description><![CDATA[Var oluşun sırrı “sonsuzluk”tur… Bu sır, sonsuzluk kavramının içinde yatan birkaç gizli şeyin toplamıdır. Veya sonsuzluğun, büyük ve küçüğün veya başlangıç ve son&#8217;un varlıklarını ne kadar yok saydığının gizli ve kaybolmuş bir varsayımıdır. Şimdi soruyorum; “Büyük ne kadar büyük, küçük ne kadar küçüktür?” Bu soruya hepimizin, kendimizce cevaplar üretebildiğini duyar gibiyim. Cevabı verebilmemizin sebebi ise, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.engindergi.com/wp-content/2012/10590201.jpg" alt="1059" width="213" height="160" />Var oluşun sırrı “sonsuzluk”tur…</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sır, sonsuzluk kavramının içinde yatan birkaç gizli şeyin toplamıdır. Veya sonsuzluğun, büyük ve küçüğün veya başlangıç ve son&#8217;un varlıklarını ne kadar yok saydığının gizli ve kaybolmuş bir varsayımıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi soruyorum;<br />
“Büyük ne kadar büyük, küçük ne kadar küçüktür?”</p>
<p><span id="more-819"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu soruya hepimizin, kendimizce cevaplar üretebildiğini duyar gibiyim. Cevabı verebilmemizin sebebi ise, yaptığımız en büyük hatalardan biri olan, kendimizi ölçüt olarak alıp soruya öyle yaklaşmamızdır. İdrak etmemiz gereken şeylerden biri ise, ölçütün kendimiz olmadığıdır. Ölçüt, evrendeki somut ve soyut her şeyin ve algılanamayan her şeyin varsayımının toplamıdır. Tekrar sorumuza dönelim. Umut kırıcı bir yaklaşım olacak ama bu sorunun kesinlikle bir cevabı “yoktur”. Ve iddia ediyorum, insanoğlu mantık yasalarına sahipken bu sorunun cevabı hiçbir zaman verilemeyecektir. Ancak, neden bu sorunun bir cevabı olmadığının yanıtını verebiliriz…</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright" src="http://www.engindergi.com/wp-content/2012/10590202.jpg" alt="1059" width="229" height="150" />Evrenin en ücra köşelerinde çekilmiş ve inanılmaz büyük bir alanı kaplayan makro bir fotoğrafı karşınıza koyun. Sonra da, elektron mikroskobuyla çekilmiş ve inanılmaz küçüğü gösteren mikro bir fotoğrafı onun yanına koyun ve karşılaştırın. Göreceğiniz tek şey, ikisinin de birbirine gerçekten de çok benzediği olacaktır. Yani, eğer hangi fotoğrafın büyük, hangi fotoğrafın küçük olduğunu bilmeseniz, hangisinin büyük veya küçük olduğu konusunda gerçek cevabı veremezsiniz. İşte buradan şu inanılası güç sonuç çıkıyor; bizim en büyüğümüz, bir başkasının en küçüğü, en küçüğümüz ise bir diğerinin en büyüğü olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her şey daha yeni başlıyor. Bir daha düşünün, en büyüğe ulaşmak için uğraşıyoruz. Daha büyüğe ulaşıyoruz, daha da büyüğüne ulaşıyoruz. En büyük diye varsaydıklarımıza ulaşıyoruz. Sonra bir bakıyoruz ki, bu sadece evrenin küçük bir parçasıymış. Elektron mikroskoplarıyla en küçüğe bakıyoruz. Derine indikçe iniyoruz. Kuantum fiziğiyle her geçen gün daha da küçüğe ulaşıyoruz. “Evet, budur” diyoruz. Sonra anlıyoruz ki, daha küçük şeyler varmış. İşte şimdi sonsuzluk kavramının ne kadar gerçek, hatta gerçekten de öte bir şey olduğunu anlıyorum. Bunun sonu yok ki! Ne kadar dibe inersek inelim, hiçbir zaman en son&#8217;u göremeyeceğiz. Ya da ne kadar büyüğe ulaşırsak ulaşalım, hiçbir zaman gerçek bir son olmayacak. Şimdi, bunun sonsuzluk yüzünden gerçekleşen bir olgu olduğunu biliyoruz. Buradan daha farklı bir iddia açığa çıkıyor; “büyüğün içinde sonsuz küçük, küçüğün içinde de sonsuz büyük vardır.” Bu teori de büyük veya küçük diye bir şeyin olmadığını açığa çıkartıyor. Böylelikle de sorumuzun neden bir cevabı olamadığını görüyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.engindergi.com/wp-content/2012/10590203.jpg" alt="1059" width="180" height="180" />Şimdi aynı temellendirmelerle daha değişik bir sonuç çıkaracağız. Daha doğrusu sonsuzluk kavramının ne kadar anlaşılmaz noktalara vardığını göreceğiz. Ne kadar büyüğe ulaşmaya çalışırsak, o kadar ulaşamayız. Aynı şekilde ne kadar derine inersek inelim, her daim daha mikro bir derin olacaktır. Bunu biliyoruz. Hayatta yaptığımız her şeyin bir başlangıç taşıdığını ve bu başlangıçların mutlak getirisi olan son&#8217;ları yaşadığımızı biliyoruz. Buna ilave olarak başlangıcın, özsel olarak son&#8217;dan farksız olduğunu, ya da her son&#8217;un aynı zamanda bir başlangıç olduğunu da biliyoruz. Daha derine inelim… Başlangıç olgusunu zamanla özdeşleştirelim. Biz herhangi bir şey yapıyorken, ki zaten bir şey yapmıyorken de aslında bir şey yapıyoruz, yapmakta olduğumuz zaman periyodu içerisindeki her zaman aralığında o işi yapıyoruz. Dakikaların saniyelerin toplamı olduğunu, saniyelerin saliselerin toplamı olduğunu ve saliselerin de anların toplamı olduğunu biliyoruz. Yani biz, o işe başladığımız andan itibaren her an o işi yapmış oluyoruz. Bu noktada daha derine ulaşmak durumundayız. Ne yaparsak yapalım, içinde başlangıç ve son vardır. Her an, diğer an&#8217;a geçerken de, başlangıç ve son da vardır. Yani, bir önceki an başlangıç, bir sonraki an da sondur. Başlangıcın aynı zamanda son, sonun da aynı zamanda başlangıç olduğunu söylemiştik. Yani her an yeni bir başlangıç ve eski bir sondur. Buna göre, gelişen her şey dipsizce başlangıç ve son taşır diyebiliriz. Bir önceki teorimize göre, büyük ve küçüğe ulaşamazdık. Bu teoriyi zaman olgusuyla birleştiriyoruz. Zaman, ne kadar küçültülürse küçültülsün, sonuna ulaşılamaz, ne kadar büyültülürse büyültülsün, yine sonuna ulaşılamaz. Teorisi açığa çıkıyor. Bu da, sonsuzluk ve sonsuzluklar evreninde, zamanın büyüğü ve küçüğünün aralarında hiçbir fark olmadığını açığa çıkarıyor. Yani bir asrın, bir an&#8217;dan farkı yoktur. Açığa çıkardığı bir diğer şey ise, an&#8217;ın dipsiz bir derinliğe sahip olduğudur. Bunların da doğru olduğunu biliyoruz. Buradan da şu açığa çıkıyor; başlangıç ve son&#8217;un zaman&#8217;daki devinimi, açıklanamaz ve dipsiz bir derinlik yaratır. Bu derinlik, büyük ve küçüğün olmadığı bir var oluş sentezinde, sonu ve başlangıcı yok eder. Sadece kompozit, birleşmiş ve ‘tümleşmiş’ bir oluş yaratır. Bu oluş, sonsuzlukla birleştiğinde de zaman olgusu yok olur. Böylelikle hepsi birleşir; başlangıç, hem başlangıç, hem de sondur. Son, hem son, hem de başlangıçtır. Bunlar, bir ve iki noktalarıyken, sıfır ve sıfır noktaları haline gelirler. Aralarında sadece sonsuzluk var olabilir. Sıfır ve sıfır noktaları aralarına sonsuzluğu alıp birleştiklerinde açığa &#8216;bir&#8217; çıkar. İşte bu “bir” sonsuzluğun diğer adıdır. Yaptığımız her şeyde, var olan her şeyde, benliğimizde, soyut ve somut olanda, her zaman ve her şekilde, kelimelerin yetmeyeceği şekilde, sonsuzluk vardır. Evrendeki her var oluş zerresinde ve ötesinde, algıladığımız ve yok sandığımız her şeyde… Gerçeklikte, her şeyde sonsuzluk vardır. Daha net bir sonuçla sonsuzluk, varlık paradigmasındaki her şeyi kendiyle denkler ve mantık yasalarını aşan makroya ve mikroya doğru sonsuz ölçekte kozmik bir denklem yaratır.</p>
<p style="text-align: right;"><em>Deniz Denizel</em><br />
2006</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.engindergi.com/sonsuzluk.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Jamais Vu IV</title>
		<link>http://www.engindergi.com/jamais-vu-iv.html</link>
		<comments>http://www.engindergi.com/jamais-vu-iv.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 16:12:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>engindergi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Esra Alp]]></category>
		<category><![CDATA[ed26]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.engindergi.com/?p=818</guid>
		<description><![CDATA[Ve bir gün Tanrı kim olduğunu unuttu. Ona seslenen kimse yoktu. Suya yansıyan yüzünde gördüğü, Sadece amansız bir korkuydu. Düşündü, durdu ve düşündü durdu. Sonunda bir yolunu buldu. Yarattığı herşey birbirini yok ediyordu. Durdu düşündü, düşündü durdu, Sonunda vazgeçti anımsamaktan kim olduğunu, Yarattıklarına baktı yalın, sade, duru, Gördü; savaşlar ve cinayetler ile dolu, Dikenli ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignright" src="http://www.engindergi.com/wp-content/2012/10580201.jpg" alt="1058" width="231" height="160" />Ve bir gün Tanrı kim olduğunu unuttu.<br />
Ona seslenen kimse yoktu.<br />
Suya yansıyan yüzünde gördüğü,<br />
Sadece amansız bir korkuydu.<br />
Düşündü, durdu ve düşündü durdu.<br />
Sonunda bir yolunu buldu.<br />
Yarattığı herşey birbirini yok ediyordu.<br />
Durdu düşündü, düşündü durdu,<br />
Sonunda vazgeçti anımsamaktan kim olduğunu,<br />
Yarattıklarına baktı yalın, sade, duru, <span id="more-818"></span><br />
Gördü; savaşlar ve cinayetler ile dolu,<br />
Dikenli ve çalıyla kaplı bir yolu,<br />
Yürümekte olan insanoğlunu.</p>
<p>Ve gördü Sevgi adına işlenen onca suçu,<br />
Bağışlamalıydı ya da cezalandırmalıydı bunu,<br />
Kendi adı uğruna, görevi sanki buydu.</p>
<p>Ve bir gün Tanrı kim olduğunu unuttu,<br />
Düşündü, durdu ve düşündü durdu<br />
Sonunda vazgeçti anımsamaktan kim olduğunu.</p>
<p>İşte asıl son evet gerçek son buydu,<br />
Yaratıcının ebedi suskunluğu&#8230;..</p>
<p style="text-align: right;"><em>Esra Alp</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.engindergi.com/jamais-vu-iv.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

