Gönüllü Marka Elçiliği

Gönüllü Marka ElçiliğiYeni müşteri kazanmak zor, kaybetmek kolaydır. Pek çok küçük işletmenin en büyük handikapı daha çok para kazanmak ve günü kurtarmak için izlediklerin stratejilerin orta vadede müşteri ve dolayısıyla para kaybedecek olmalarına önem vermemeleridir. Kurumsallaşmış firmalar ise bu konuda daha hassas davranmaktadır.

Müşterinin gönlünü ve sadakatini küçük jestlerle kazanmak dolaylı olarak iyi de bir reklam vesilesidir. Yemek yediğimiz lokantadan tutun da hesabımızın bulunduğu bankaya, tükettiğimiz gıdalardan yolculuk yaptığımız seyahat firmasına kadar beğendiğimiz, fayda gördüğümüz pek çok işletme ve markanın -yaygınlaşan sosyal medya kullanımıyla birlikte gittikçe artan oranda- gönüllü elçiliğini yapmaktayız.

19 senedir T. İş Bankası müşterisiyim, başka herhangi bir bankada hesap açtırma gerekliliği duymadım, her yerde ve fırsatta da bankamın reklamını yapmaktan geri kalmam. Garanti Bankası ilk teknoloji üssünü kurup ve bu alanda yaptığı yatırımlarla hizmet kalitesi açısından zirveye ulaşmış olsa da, T. İş Bankası son yıllarda yaptığı atak ile durumu toparlamayı başardı. Üstelik son on yıldaki satın almalar sonrası tamamını yerli sermayenin oluşturduğu nadir bankalardan olmasının yanı sıra çalışan hakları konusunda gösterdiği hassasiyet ile de mensuplarının gönlünde taht kuran bir iç yapıya sahiptir.

İş otobüs firmalarına gelince; 80’ler ve 90’larda Kamil Koç‘a sempati duyuyor ve öncelikli olarak tercih ediyorken 2000’li yıllarda sektöre hızlı ve sağlam bir giriş yapan Nilüfer Turizm sunduğu hizmet kalitesi, araç filosu ve çalışanların güler yüzüyle benim gibi pek çok müşterinin tercihini değiştirmesini sağladı. Fakat ilerleyen yıllarda çizgisini koruyamadığı için kalıcı olamadı. Diğer yandan Anadolu Turizm’de sergilediği performans sonrası Pamukkale Turizm‘in başına gelen başarılı yönetici ile sürekli bir çıkış yakalayan firma, özellikle müşteri memnuniyeti açısından büyük atılımlar yaptı. Müşteri odaklı sunmuş oldukları hizmetten ötürü son yıllarda öncelikli olarak Pamukkale Turizm’i tercih ediyor ve çevreme de gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.

Ülkemizdeki ilk mobil telefon operatörü olan Turkcell ile ilişkim 1999 yılında başladı. Sonrasında Telsim, Aria, Aycell gibi operatörler piyasaya girmiş olsa da aldığım hizmetten memnun olduğum için zaman zaman ikinci hat kullanmışsam da operatörümü değiştirmeyi düşünmedim. Telsim’in Vodafone‘a devri, Aria ve Aycell’in Avea markası altında birleşmesi ve cep telefonu kullanıcısı sayısının artması sonrası kızışan rekabet firmaları kendi hedef kitlelerini seçerek yeni stratejiler belirlemeye yöneltti. Günümüzde kaliteden taviz vermeyen Turkcell geniş kitlelere hitap edecek bir fiyat politikası yerine en yaygın kapsama alanı, sinyal gücü ve müşterilerine sağladığı ek hizmetler ile sektördeki başarısını sürdürmekte, Avea ise uygun fiyat politikasıyla daha geniş kitlelere hitap etmekte iken Vodafone yurtdışı bağlantısı ve gençlere yönelik tutundurma çalışmalarıyla piyasadaki yerini perçinledi. Numara taşıma özelliğinin getirilmesi, ara bağlantı ücretlerinden indirime gidilmesi ve iletişimin internet tabanına kayması piyasadaki rekabeti de iyiden iyiye körükledi. Eğer biraz daha fazla para vereyim ama yeter ki kaliteli hizmet alayım diyorsanız Turkcell’i, fiyat/performans açısından en uygun operatörü arıyorsanız Avea’yı, yurtdışı bağlantınız varsa yahut sunduğu paketler cazip geliyorsa da Vodafone’u tercih etmenizi öneririm.

Memnuniyet duyduğum ve tavsiye ettiğim diğer bazı markalar da şu şekilde: Lipton (sıcak/soğuk çay), Pınar (süt), Erikli (su), Aygaz (tüp gaz), Nivea (kişisel bakım), Asus (bilgisayar), Google (bilişim).

Not: Daha önce blogumda yayınlamış olduğum markalara dair paylaşımlara ulaşmak için aşağıda yer alan bağlantıları kullanabilirsiniz.

Ek: Temel Aksoy’un marka elçiliği kavramının özüne dair 30 Temmuz 2013 tarihli paylaşımını okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Engin Enginer