Herkesin mi Yargısı…

Herkesin mi YargısıNe çok yakın biliriz yanımızdakilerini ama çabuk gidebileceklerini düşünmeyiz. Hep kendimize olan benciliğimiz bir başkasını düşünme onu hissetme şansını bize vermez; en çok kendimize isteriz de karşımızdakine o kadarını layık göremeyiz, hep bir başkasını eleştiririz de kendimize geldiğinde sıramızı salıveririz.

“O” deriz başlarız, peşin sıra sıralamaya “şöyle” deriz, “böyle” yaptı deriz de kendimize dönüp sormak gelir mi? Kabul edemez miyiz insanları olduğu gibi? Kabul etmiyorsak dahi, söylenmek mi bizi biz yapar, yoksa bizi de herkes gibi sıradan mı?

Hep şikâyet ettiğimiz insanlar değil midir? En doğrusu “kendimize göre olanıdır” deriz, yanlış yapanları da gözümüzden düşürür değersizleştiririz. Ne çok işitiriz herkesin doğrusunu! Kendimize göre yanlış gelirse de kendi doğrumuzu kabul ettirme çabasına gireriz. Girmez miyiz?

Hayatımızın amacı; insanların gölgesinde gezinmek gibi, hep bir eleştirinin telaşını hep bir yargılamanın neticesini vermiş gibi yaşıyoruz. Ne çok söyleyecek şeyimiz oluyor başkaları için, ne az şey söylemiş oluyoruz kendimiz için, kendimize dışarıdan bakmayı beceremedik ki.

Kendimizi anlamayı değil başkalarını anlatmayı ne çok seviyoruz. Başkalarının da “onu” anlaması için bunu gerekli gördüğümüzden midir, bilemiyoruz. Anlatıyoruz eleştiriyoruz ve yargılıyoruz.

Kısaca;

Hep bir önyargının eleştirisini her yargının neticesini yaşatıyoruz hayatımızda…

Hep başkaları için söyleyecek şeylerimiz var dilimizin ucunda…

Her yanlışın “doğrusu” sanki “biziz” gibi olan tavırlarımız.

Başkalarının adına vermiş oluğumuz hükümlerimiz var hayatlarımızda…

Belki de doğru olan; ön yargının uzağında anlamaya çalışmak “anlaşılmaz” olan her ne varsa.

Ece Çekiç