HS ile Konuşmalar

HS ile KonuşmalarDilini bilmediğim insanların içinde yaşıyor gibiyim. Ne konuşabiliyorum ne de konuşsam içimi anlatabiliyorum. Öylece susuyor ve adına yaşamak denen görevi yerine getiriyorum her gün ölüp ölüp…

Kaç gün sürdü, kaç gün daha sürecek bilmiyorum. Ruhumun çatlaklarından bir düş sızıyor içime usulca. Ona inanmak istemiyorum tamamen. İnanırsam kaybolurum diye korkuyorum çünkü. Üst üste gelmeyi seven dertler, acılar… Acım bir süre kalıp eğitecek beni galiba. O günü bekliyorum.

Çok insan heba oldu ya da ayakta kaldı bu yollarda. Ben ne yapacağım göreceğiz yakında. Mutsuzluğu çok yoğun yaşıyorum, yoruyor. Sürekli olarak tekrara düşmekten nefret ediyorum. Ama düşüyorum işte, düşüyoruz. Yaşlandık. Ruhum daha genç. Ne bileyim, saçma bir durum. Beden başka ruh başka… Zoruz zor.

Artık küçük değiliz, büyüdük. Susarak da konuşabiliriz. Zaten, bugün söyleyemediklerimizi yıllar önce yazmışlar üstelik aynı hissiyatla… Tuhaf. Acaba hayatlar hep aynı da sadece o hayatları yaşayan insanlar mı değişiyor? Hep aynı insanlar ve aynı hayatlar aslında. İnce düşünenlerdeniz, bu kalın kafalı dünyada… Hayat çok zor… Kendimi hep mutsuz hissediyorum. Bu zamana uygun değilim sanırım. Dünya mutsuz. Biz de organlarıyız. Hastayız sanki. Düşünmek, insana iliştirilmiş en büyük hastalıktır, der Dücane Cündioğlu. Tuhaf evet. Herkes yanlış yerde… Hayat çok boktan. Ama biz normaliz inan, dünya omurgasız.

Nasılsın diye soruyorsun, cevaplayayım; memleket gibiyim. Güzelleştiresin geliyor memleketimi, biliyorum. Kafamız güzel olsun. Her şey güzelleşir. Düşüncelerin istilasına uğrayıp duruyor beynim. Bazen aşırıya kaçıyor üstelik bu durum. Öyle bir duruma geliyorum ki tüm inancım bitiyor. Bir adım daha atsam dinle ilgili hiçbir bağlantım kalmayacak gibi. Çok sorguluyorum. Hem de sıklıkla. Belki de isyankar oluyorumdur, kim bilir? Tanrı’ya duadan çok sitem ettiğim zamanlar oluyor. Durduramıyorum da kendimi. Niyesi yok bunun. Oluyor işte. İnsan bu. Her şeyin çaresini bulsa düşünmeyi engelleyemiyor. Kendi kendine de düşünmüyor ya zaten. Birer kuklasıyız sanki Tanrı’nın; nasıl istiyorsa öyle oynattığı…

Şüheda Bektaş