İstanbul..

İstanbul..Ne kadar şehvetli, ne kadar görkemli dışardan seyirci olduktan sonra.. Ya içi? ..Maneviyatı dolduramayacak kadar maddi.. Yaşadığımız ilişkiler, arkadaşlıklar, mutlu olma çabalarımız tamamen sahip olduğumuz parayla eş değerde.. Nişantaşı, Bebek, Cadde ve bunun gibi bir çok yerde bir şeyler yiyip içmek ne kadar zorlaştı.. Lüks oldu artık keyif almak, güzel yerlerin tadını çıkartmak.. Bu tarz yerlere karşı olduğumdan değil ama, ne zamandır bu kadar pahalı yaşıyor olduk çözemedim?

Ne zamandır sahilde kahvaltı yapmak etiketli insanlara ait oldu? Ne zamandır, gittiğimiz mekanlar, yediğimiz yemekler, içtiklerimiz, kıyafetlerimiz, cv’miz, saygı görme ölçütümüz oldu? Ne zamandır sevgililerimizi aldıkları hediyelere göre kategorileyip seçer olduk?

Bu sorular başka şehirleri görüp gezdikten sonra daha da kurcalar oldu kafamı.. Küçük şehirlerde daha mutlu insanlar.. Sokakta yürürken, ailesiyle yemek yerken, çalışırken, sevgilisine giderken, dostlarıyla içerken.. Daha mutlu daha umutlular.. Henüz oralara el sürmedik biz büyük şehirliler.. Henüz paranın güçlü güçsüzlüğünü hayat tarzlarına sokmadık.. Sokmayalım da zaten..

Onlar deniz kenarında 50 kuruşa içtikleri çaylarla, sevgililerine ısmarladıkları 5 TL’lik lezzetli yemeklerle mutlular.. Üstelik bizim kadar yorulmadan yaşıyorlar hayatı.. Daha keyif alarak, daha dürüst çözüyorlar işlerini.. Her insanın içinde vardır biraz kötülük elbet, ama bizim kadar da samimiyetsiz değiller kuşkusuz..

Pelin Karadağ