Kadıköy Kızı

Kadıköy KızıBütün mutsuz tecrübeleri aldım safıma. İhmalkar olmayan bir tutumla ağlıyorum. Sapa yollardan geçerek aylak bir dem vuruyorum. Sonbahar gelmiş, sarı bir kalabalık yerlerde. Oturdum dizlerine. Baktım üstüne arabalar park edilmiş. Kestane ağaçlarını rüzgar savuruyor. Ani bir kızgınlık yaşamış gibi düşüp parçalanıyor. Kestane ağaçları bana tanıdık yâr gibi. Rüzgar saçlarımda. Kaçamak bir ulak gibi. Kıyıda köşede şehrin ıssız bir kimliğinde demleniyorum.
‘Kırık Bir Aşk Hikayesi’ni izler gibi.

Kadıköy KızıBir kestane kırılıyor, kırılan her kestaneyle farklı hikayeler dizginleniyor. Az evvel kırıldı biri. Bentley marka altın sarısı arabanın üzerinde ışıl ışıl kestaneler parçalanıyor. Bu duruma daha fazla katlanılır mı?

Bentley arabayı ödünç alıp gaza basıyorum. Kilometreler aşıyorum. İçimizdeki kilometrelere meydan okur gibi. Şehrin ucube sakinliğinden dahi kurtulmak niyetim. İçimde bir Montpellier şehrinde tura çıkma hayali. Müzik, notalarıyla eşlik eder. Ah ‘Jane Maryam’. Zihnimin kırçıl demlerisin. Sakinlik kokan baharlarda. En izlek yerinde sayfalarımın. Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesinde gülümsetirsin inceliklerinle. Bakarım, ruhum Montpelllier’de. Yanımda Şaşkın Kestane, şiirler okur:
Ülkeler aldım
Ülkeler sattım
Seni bulmakta değil kaygım
Selam verdim kıyılara
Yanık yanık kokan yazgılara
Bir yol kestanesiyim elinde
İmkansız niyetlerim serili gözbebeklerinde

Bu yol uzar Kestane. Hayattan alacağı var herkesin elbette. Kırık bir sonbaharda imkansız düşler kurmuştur birileri, birileri ağlamıştır kaçıp giden o fırsatlara. Ah, vah…

Ufka baktım. Kavruk bir sonbahardım. Yazgısı yanmış bir saman alevi. Çektim arabayı üstüne. Baktım bir defter var ışıl ışıl, saman sarısı. İçi yanık ezgili… açtım biraz ürkekçe. Sıkıldım kendimden, bu ürkek fikirlerimden… belki biraz cesaret göstermeliydim. Kopup gidebilirdim. Yeni dünyalar kurabilirdim. Bir uçurtma olsam, kopup dalgalansam, arasalar beni asırlar boyu. Gizli saklı kaçak devirlerde koşsam. Özgür bir kısrak ne değerli. Kasvete saadet kusuyor. Kasvet, saadetten utanıyor. ‘Saadet güzel kadın ismi.’ Uçurtma olsa uçsa gökyüzünde.

Kadıköy KızıBirden bir rüzgar devrildi saç tellerime. Dokundum yittim ben de. Ağladım, ağladım bir devir kadar uzaktım. Metronom şehirler, uzak ihtimaller, arsız sevilmeler, farklı marka sigaralar… hiçbirinin geçerliği yok insan ruhunda. Ruhumuz ele geçirilmiş, dengesiz krizler eşiğinde. Saç tellerim devrildi rüzgar eşliğinde.

Defterin ilk sayfası seslerle fısıldıyordu:
ruhumda ezik bir terennüm eder firkatların
bir vurgun bir kaçağım sessiz ipliklerde
bir başına
içim derin iklimlerde
yağar durur ifratların

Yazılı ilk şiirden savurur beni bir Kadıköy Kızı. Acayip bir ülkede acayip hikâyeler… oturdu yanıma. Açtım, defterden baktım: Evet, o. Kadıköy Kızı. Adını nasıl da almış bu şehirden. Oturmuş yanıma inceden. Aklım derin firarda. İskarpinleriyle ritim tutmakta bakarak bana:
Geldin sen bir sonbahardan
Sevdin bir adamı o ilk bahardan
Oku bu defteri kırık bir hikâyesi var
Aşkı elinde yitip gider bir sonbahar
Kestanelerin de aşkları daldan kopana kadar

Kadıköy Kızı’nı bir gün bir adam sevmiş. Adam kendine ait bir hücrede imiş. Sevgiden yana pek cömertmiş. Doğru yoldan şaşmaz, yanlış cümleler kurmaz. Bir rüya içindeymiş.

Kendi özgürlüğü insana hücre olur mu? Mutlu mesut yaşar imiş.

Kadıköy KızıBir gün bir kestane ağacının altında Montpellier şehrinde el ele yürürlermiş. Leylaklar arada üzerilerinden uçarmış. Bu gezinti leylaklardan birinin gözünden kaçmamış. Usulca yanlarına yaklaşmış:
Kestanenin adı ayrılıktır
Simgeler her bir parçasıdır
Sevginin yarasıdır
Ayrılmak istemiyorsanız
O vakit
Gölgesi size değil ait

Adam elinde şiir defteriyle gezinip dururmuş. Kehanete inanmak ona en anlamsız tümce olmuş. Sarı Leylak’ın dediğine göre kestane gölgesi uğursuzmuş. Her kim ki onun altında gezinirse sonu ayrılıkmış. Mühleti ise sekiz yıl imiş. Gel zaman git zaman demler çatarmış. Bir kestane düşer parçalanırmış. Sevgililerden her kim eline alırsa yok oluşa erermiş.

Adam gülmüş böylesi kehanet sen de! Nerden çıktın Sarı Leylak?
Bir sayfa daha çevirince bir şiir, bir hikaye birikmiş:
Ezik bir fırtınadır ifratların
Kanar, kanatır gecelerde
Bir volkan yanıyor hücrelerimde
Kurudu çiçekler
Aylar oldu açmadı
Ezik ezik kanar
ifratların

Sarı Leylak bakar ve gülümser:
Sözlerimi ciddiye al.
Benden sana yok bir zarar
Mutlu hücrende acı var!
Adam hiç umursamamış. Bir gün bu aşka sırtını döneceğini, onu kendi elleriyle yakacağını bilememiş.

Kadıköy Kızı birden endişelenmiş. Ruhu ürpermiş. -Sanki her şeyi baştan hisseder gibi.- Sarı Leylak uçup gitmiş. Giderken Kadıköy Kızı’na şöyle demiş:
Sevgi yitip gider
Kestane ağacının gölgesi sizi yener
Dinle beni
Koş mutlu hücrene
Yaşa orada saadetinle
Olma sakın Karaköy Kızı
Al bu yıldızı

Sayfa çevrilir defterde bir şiir daha:
(Şaşkın Kestane’ye gelince bir şaşkın bir şaşkın bu hikayeyi sessizce dinler.)
Kızgın bir gecede gitmiş gibi
Bilekten kesmiş sargın bir volkan içinde
Yaşamına son vermiş sevmelerin
Bir vurgun
Bir kaçak
Ezik ezik kanar ifratların

Karaköy Kızı bir sessizliğe gömülür. Eski neşesi kalmaz. Bakar ve der ki:
Artık yürümem senle
Bu yol karanlıkta
Çekip gidelim mutluluğa
Kestaneler uğursuz bir varlık
Bu yol hep karanlık

Adamın umursamaz tavrı kadını ezmiş. Sevgiden yana meğer korkak imiş. Kehanetlere inanmak ona pek yanlış gelmiş, elinden tutmak istemiş. Yoluna bir ses gelmiş.

(Aradan tam sekiz yıl geçmiş!)
Ayrılık demi gelip çatmış
Kestanenin biri düşüp parçalanmış
Delikanlı alıp eline bakmış
Kadıköy Kızı’nın eli elinde
Bir bakmış
Ortada toz zerresi bile kalmamış

Kadıköy KızıKehanet gerçekleşmiş. Kadıköy Kızı’ndan bir zerre dahi kalmamış. Adamın yüzü de gönlü de kederle bir gecede yaşlanmış. Elinde o defterle sızıp kalmış. Kendine yarattığı mutluluk hücresi umutsuzluğa gebe kalmış. Kadıköy Kızı’na şiirler okuduğu defteri bir daha eline dahi almamış. Bir bankta sessizce rüzgar, fırtına, güneş görmüş kederden sararmış, kalmış.

Şaşkın Kestane bankta sorar kıza:
Bu nasıl bir hikaye?
Yitip gittim ben içinde
kendim vardım içi içinde
sen nasıl silinip gittin?
Ben de bir kestaneyim
Bir ayrılığın kırıklığı var üzerimde
Defterde yaşadığından var mı haberi?
Anlatayım bu hikayeyi!

Kaçak bir şiirdir memleketim. İzahı boylarında gizlenmiş. Binelim arabamıza gidelim, ucube şehrimize dedim. Kestane vazgeçer mi kalalım dedi. Kavuşsunlar dedi. Kırık hikayeler kırık kalmalı dedim…

Karaköy Kızı döndü Kestane’ye baktı:
Soru sorma bana
Kırık bir hikâye kaldı yanıma
Gölgesi kötü kestanelerin
Ucube şehirlerden bir an evvel gidin

Şaşkın Kestane meraklı ya! Dilmiş, aşkmış, kehânetmiş anlamadı. Savurdu bizi buralara. Çevirdi bir defter yaprağı daha..!

Kadıköy KızıYaprağı çevirdiğimiz vakit bir de ne görelim:
İçinde o delikanlı
Akar kanımız deli kanlı
Bu şehir ucube yatar, gider serin serin kanlı
Bir kestane düşer kırılır orta yerinden
Kırık Bir Aşk Hikâyesi burkulurum en derinden
Rüzgâr saçlarımda kaçamak bir ulak gibi
Sonbahar bir sonbahar daha sensiz geçmiş gibi
Bir kestane daha kırılır ben orta yerinden
Kestaneler düşer durur sararmış yapraklara.
Ben oturmuşum önümde Bentley marka bir araba…

Özlem Özler