Kaynar Su

Geçtiğimiz ay olduğu gibi sonbaharın hüznü bugünleri de sarmış durumda. Pek çok kişi hayatına isteksiz ve keyif almadan devam ediyor gibi görünmekte. Gerçekten de havalar mı peki bizi bu kadar etkileyen, aynı durumu güzel bir havada yaşasak daha mı farklı bir tepki verirdik? Yaşadığımız olay aynı olsa da içinde bulunduğumuz şartlar mıdır sonucu etkileyen yoksa bizim ne şekilde anlamlandırdığımız mı?

Dönem dönem başımıza irili ufaklı olumlu yahut olumsuz olaylar gelebilmekte, bana göre önemli olan başımıza neler geldiğinden ziyade başımıza gelenlere verdiğimiz tepkilerdir; ki yaşadıklarımı bilenler bu konuda ne kadar tecrübe sahibi olduğumu az çok tahmin edebilir. Bu ay sizlerle buna dair anonim bir hikaye paylaşmak istiyorum.

***

Kaynar SuKaynar Su

Bir zamanlar, her şeyden sürekli şikâyet eden; her gün hayatının ne kadar berbat olduğundan yakınan bir kız vardı. Hayat, ona göre çok kötüydü ve sürekli savaşmaktan, mücadele etmekten yorulmuştu.

Bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çıkıyordu karşısına. Genç kızın bu yakınmaları karşısında, mesleği aşçılık olan babası ona bir hayat dersi vermeye niyetlendi. Bir gün onu mutfağa götürdü. Üç ayrı cezveyi suyla doldurdu ve ateşin üzerine koydu. Cezvelerdeki sular kaynamaya başlayınca, bir cezveye bir patates, diğerine bir yumurta, sonuncusuna da kahve çekirdeklerini koydu. Daha sonra kızına tek kelime etmeden, beklemeye başladı. Kızı da hiçbir şey anlamadığı bu faaliyeti seyrediyor ve sonunda karşılaşacağı şeyi görmeyi bekliyordu. Ama o kadar sabırsızdı ki, sızlanmaya ve daha ne kadar bekleyeceklerini sormaya başladı. Babası onun bu ısrarlı sorularına cevap vermedi. Yirmi dakika sonra, adam cezvelerin altındaki ateşi kapattı.

Birinci cezveden patatesi çıkardı ve bir tabağa koydu. İkincisinden yumurtayı çıkarttı. Daha sonra son cezvedeki kahveyi bir fincana boşalttı. Kızına dönerek sordu:

– “Ne görüyorsun?”
– “Patates, yumurta ve kahve” diye alaylı bir cevap verdi kızı.
– “Daha yakından bak bir de” dedi baba, “patatese dokun.”
Kız denileni yaptı ve patatesin yumuşamış olduğunu söyledi.
– “Aynı şekilde, yumurtayı da incele”.
Kız, kabuğunu soyduğu yumurtanın katılaştığını gördü.
En sonunda, kızına kahveden bir yudum almasını söyledi.
Söylenileni yapan kızın yüzüne, kahvenin nefis tadıyla bir gülümseme yayıldı. Ama yine de bütün bunlardan bir şey anlamamıştı:
– “Bütün bunlar ne anlama geliyor baba?”

Babası, patatesin de, yumurtanın da, kahve çekirdeklerinin de aynı sıkıntıyı yaşadıklarını, yani kaynar suyun içinde kaldıklarını anlattı. Ama her biri bu sıkıntı karşısında farklı farklı tepkiler vermişlerdi. Patates daha önce sert, güçlü ve tavizsiz görünürken, kaynar suyun içine girince yumuşamış ve güçten düşmüştü. Yumurta ise çok kırılgandı, dışındaki ince kabuğun içindeki sıvıyı koruyordu. Ama kaynar suda kalınca, yumurta sertleşmiş katılaşmıştı. Ancak kahve çekirdekleri bambaşkaydı. Kaynar suyun içinde kalınca, kendileri değiştiği gibi suyu da değiştirmişlerdi ve ortaya tamamen yeni bir şey çıkmıştı.

– “Sen hangisisin” diye sordu kızına.
– “Bir sıkıntı kapını çaldığında nasıl tepki vereceksin?”
– “Patates gibi yumuşayıp ezilecek misin?”
– “Yumurta gibi, kalbini mi katılaştıracaksın?”
– “Yoksa kahve çekirdekleri gibi, başına gelen her olayın duygularını olgunlaştırmasına ve hayatına ayrı bir tat katmasına izin mi vereceksin?

***

Engin Enginer