Koku

Koku..Karanlığa kaçan kıvamda loş bir koridordan geçip odaya girdiğinde, ışık gözlerini almıştı.

Oysa son demindeki baharın köhne ve dar pencereden yansıyan ışıkları o kadar da güçlü değildi.

Neden sonra bu sarımsı ışığın ortasında, adamın dik ve geniş siluetini farketti. Hiç kıpırdamayan ve gelişkin bir fidanı andıran siluetini..

..Gelirken aldığı sakinleştiricinin hiç etkisi kalmamıştı şimdi; kalp ritimleri bir bandonun en hareketli marşlarından birini çalmaktaydı. Bu temponun ortasında nefes almakta zorlandığını hissetti, olan gücüyle odadaki tüm havayı ciğerlerine çekmeye çalıştı. Önce, o dar pencerenin açık olduğunu farketti, serin bir akım hem yüreğini, hem hızla terlemekte olan bedenini soğutmaya yetmişti.

..Sonra bir buket koku, olanca karışıklığıyla doldu ciğerlerine.. ayırt etmekte gecikmedi; sokaktaki ağacın sararmaya yüz tutmuş dalları.. çok uzakta olmayan denizden oraya dek ulaşabilmiş iyot ruhu.. odadaki ahşaplar.. masada örtülü eski ve kalın muşamba..

..Bir avuç badem.. tıraş losyonu.. inceden inceye erkeksi bir ter kokusu… Sonuncusunun daha çekici geldiğini kabul etti..

Nereden geldiğini bilmediği bir cesaretle ağır ağır yaklaştı ve hala kıpırdamayan adama sarıldı, tam arkasından ve sımsıkı sarılmıştı. Şimdi tıraş losyonu ve hafif ter kokusundan oluşan o egzotik karışımı daha iyi hissediyordu. Belki az önce denizden geldiğini sandığı koku da bundan bir parça olabilirdi.. Şimdi yüreğinde koşturan atlar duraksamıştı işte, soluklar rahvana dönmüştü..?

..Usulca sokuldu, güçlü olduğunu hissediyordu.. güçlü olanın yanında, yakınında olmak ne kadar kolay ve ne kadar güzeldi..

..Nihayet adam,dayanamayıp hala dimdik durmakta olan başını ve yüreğini ona doğru çevirdi, gözgöze geldiler.. Bunlar rastladığı en güzel gözler miydi, yoksa öyle mi geliyordu bilemedi. Daha önce de sık sık derinine dalıp orada kalmak istediği olmuştu.

Orada kalamazdı, orada kalamazlardı. Dudaklarından istemdışı döküldü sözcükler:

– Seni özledim..
– …
– çok özledim..
– …
– sandığından daha çok..
– …
– O kadar zaman oldu ki.. sanki asırlar geçti.
– …
– konuşmayacak mısın?
– …

Adamın suskunluğu yıl gibi gelmişti ki biranda ürperdi iliklerine kadar.. O an sanki her şey sustu; rüzgarla kıpırdaşan dallar, cıvıldayan sonbahar kumruları.. pencerenin gıcırdayan pervazı.. Diğer tüm kokular çekildi, odadaki diğer kadının şimdiye dek nasıl da farketmediği kokusu bastırmıştı her şeyi!

Ahmet Davut Çetinkaya