Kolay Gele

Kolay GeleDönem dönem yazmakta o kadar zorlanıyorum ki… Nedeni de nereden başlayacağım ya da nasıl bitireceğim de değil halbuki. “Kusura bakma mektubum uzun oldu, kısasını yazmaya vaktim olmadı.” demiş ya hani düşünür.(1)

Yazmaya başladığımda ipin ucu kaçıyor ve durup okuduğumda sayfalar sürdüğünü görüyorum. Yazı üzerindeki ilgiyi kaybetmeden herkese ulaşabilmek adına yazılarımı mümkün olduğunca farklı boyutlar içerecek türde yazmaya çalışıyorum. Hem ilk okunduğunda anlaşılacak ve farkındalık sağlayacak kadar yalın olsun istiyor hem de tekrar tekrar okunup her bir cümlesi irdelendiğinde altında yatan derin anlamlar algılanabilsin diye arzuluyorum. Gerçi kaç kişi farketmiştir ki Ocak yazımın başlığının bakış açısı değil de Bakış Acısı olduğunu…(2)

Herkese ulaşmak diyoruz da ne mümkün, öyle farklı değişkenler var ki kişilerin hayatında, bin bir türlü insan var şu dünyada demişler ya, o misal. Herkesi memnun edecek şeyler yapmak mümkün olmadığı gibi gerekli de değil aslında. Bazen unutuyorum yazmaya başladığımdaki tutkularımı ve asıl yazma amacımı. Neden herkese ulaşmaya çalışmalı ki, sadece yazmış olmak için yazmak niye olmasın?

İşte burada başka bir sorunsal ile karşılaşıyoruz. Benlik ve toplumdaki birey olan biz. Hiç sevememişimdir “kartallar yalnız uçar, kargalar sürüyle” sözünü. Ee tabi, diyorum karga akıllı hayvan takım çalışması yapıyor. Neden bu kibir ve yek olma çabası? Gerçek aidiyeti yaşamayı çözebilseydik karşıt görüş sahibini sevmesek bile saygı duymayı öğrenirdik. Belki o zaman fanatizm (din, siyaset, futbol, vb.) yüzünden insanlar zarar görmezdi. Hanefi Avcı’nın kitabında bahsettiği Simonlaşmak(3) ifadesi de, Sağa Çektim Bekliyorum(4) isimli anonim yazıdaki şizofren gencin yaşadığı sorunun kaynağı da bu aslında. Bizden olanlar hata da yapsa göz yumuyor ama bizden olmayanın doğrularını göz ardı ediyoruz. Oysa ne güzel demiş Hz. Ali, “Doğru söz nereden gelirse gelsin alınız; söyleyene değil söylenen söze bakınız.” diye.

Yine dönüyorum başa, ben yazayım da kişi ister okur ister okumaz, ister beğenir ister beğenmez, öyle mi? Aslında pek de değil, çünkü insanoğlu sosyal bir varlık ve tek başına yapamaz. Bu yüzden tecrit ölümden bile ağır bir cezadır belki de. Issız adaya düşseniz sorusunda yanımıza alacağımız üç şeyden birisi muhakkak ya bir yakınımız ya da bir iletişim cihazıdır. Ki, aksi durumda zaten kendi isteğimizle giderdik oraya.

Sosyal medyanın bu kadar popüler olup yaygınlaşmasının sebebi de insanlarla iletişimi kolaylaştırması değil midir! Üniversitedeki bir hocamın sözü geldi aklıma, “Sizinle bir anlaşma yapalım, dünyadaki her şey sizin olacak, hem de her şey. Ama tek bir şartla! Giderken yanımda tüm insanoğlunu da alıp götüreceğim. Kabul eder misiniz?” diye sormuştu. Ya siz, siz kabul eder miydiniz? Bunu bırakın, eminim İnternet ile fazla haşır neşir iseniz artık cep telefonu ya da bilgisayar kullanamama düşüncesi bile içinizi ürpertir.

Hem başka insanlar olmadan yapamıyor hem de onlara gerçekten güvenemiyoruz. Yıllardır tanıdığımız birisi bile yaptıklarıyla bizi şaşırtabiliyor değil mi? Peki ya biz? Hiç kendinizi tanıyamadığınız olmuyor mu, siz ne kadar güvenilirsiniz?

Yine ne çok soru var yazımda… Hep böyle oluyor ama şikayetçi de değilim. Sorgulayan bir birey olmayı seviyorum. Sonunda gitgide yalnızlaşıyor bile olsam birey olma ve ait olma dengesini kurabilmek için elimden geleni yapıyor gerisini de oluruna bırakıyorum.(5) Denge, buradaki anahtar kelime olsa gerek. Denge dünyasındaki dengesizlikler içinde dengesiz dengeyi yakalayabilmek en önemlisi… Haydi size kolay gele.

DipNot:
(1)Farklı kaynaklarda K.Marx, M.Twain, Voltaire ve B.Shaw’gibi isimlerin kullandığına dair rivayetler olsa da ilk kez B.Pascal tarafından dile getirildiği sanılmakta.
(2)Bakış Acısı‘nı okumak için buraya tıklayınız.
(3)Hanefi Avcı – Haliç’te Yaşayan Simonlar (Dün Devlet Bugün Cemaat)
(4)Sağa Çektim Bekliyorum‘u okumak için buraya tıklayınız.
(5)Sorgulayan birey olmaya dair Doğan Cüceloğlu’nun web sitesindeki yazılarını okumanızı tavsiye ederim.

Engin Enginer