Lady Diana

Lady DianaÖyle bir hayat yaşa ki sen öldüğünde ağlasın herkes… İşte o da öyle bir hayat yaşadı yardım severliği, neşesi, halktan biri olarak yaşaması, giyimi, hayata karşı duruşu ile gönüllere that kuran bir fenomen oldu Lady Diana kendi adı ile Diana Spencer. Bir başka ses getiren olayı ise maalesef çok fazla ses getiren ölümü oldu. Şimdi Galler Prensesi Diana’yı yakından tanıyalım.

Galler Prensi Charles’in ilk eşi idi. Oğulları Prens William ve Harry, Birleşik Krallık ve ona bağlı on beş ülkenin tacına varis olarak ikinci ve üçüncü sıradadır. Diana Frances Spencer 1 Temmuz 1961 tarihinde İngiliz aristokrasisi içinde doğdu. Edward John Spencer’in en küçük kızıydı. Annesi Althorp Viskontesi Frances, babasının ilk eşiydi. İngiltere, Norfolk’ta, Sandringham Park House’da doğdu. Percy Herbert (kilise rektörü ve Norwich ve Blackburn eski piskoposu) tarafından St.Mary Magdalene kilisesinde vaftiz edildi. Diana dört kardeşe sahipti.

Lady Diana1975 yılında büyük babalarının (7. Earl Spencer, Albert Spencer) ölümünden sonra babaları 8. Earl yeni Kont olunca, Diana da Lady ünvanını kazandı ve Lady Diana Frances Spencer oldu. Baba tarafından Diana, evlilik dışı dört oğlu yoluyla İngiltere Kralı 2. Charles’ın soyundan geliyordu. Diana’nın dikkate değer ataları 1. Robert (the Bruce) ve İskoç Kraliçesi Anne; Mary Boleyn, Lady Catherine Grey, Maria de Salina, John Egerton ve James Stanley (7. Derby Earl’ü)’dir.

Prens Charles’in aşk yaşamı ve çeşitli göz alıcı ve cazibeli aristokrat kadınlarla ilişkileri daima basının spekülasyonlarına konu oluyordu. Prens Charles otuz yaşında evlilik için artan bir baskı altındaydı. Yasal olarak tek istek gelinin Katolik Kilisesi’inden olmamasıydı. Geleneklere göre Protestan olması ve İngiltere Kilisesi’nin üyesi olması gereken gelinin soylu bir ailenin mensubu olması da tercih sebebiydi. Tüm bu özellikleri taşıyan Diana’nın Prens Charles’le evliliğine Spencer’ler ve Kraliyet Ailesi sıcak bakıyordu. Çünkü bu evlilik İngiliz hanedanın gelecek planları ve milenyumun eşiğinde ciddi bir krize düşen İngiliz halkının nostaljik düşleri için de umuttu.

Lady DianaNişanları 24 Şubat 1981’de resmiyet kazandı. Sonunda 29 Temmuz 1981 de tüm dünya televizyonlardan naklen verilen St.Paul Katedrali’nde gerçekleştirilen düğün töreni için ekranları başına geçti. Gelinliği 7.6 mt’lik bir kuyruğa sahipti. Yaklaşık bir milyar kişinin izlediği törende 20 yaşındaki Daina’nın utangaçlığı gözlendi. Dünya liderlerinin davetli olduğu törende Diana, Cantebury Başpiskoposu’nun onayıyla Galler Prensesi oldu. Gelecekte Birleşik Krallık tahtının Kraliçesi olacaktı. Diana’nın babası o gün BBC kameralarına Yüzyıllardır Spencer Ailesi’nin Monarşiye değerli katkıları olmuştur. Eminim bu günden itibaren geleneğimizi Diana yaşatacak, içten sadakatiyle Kraliyet Ailesi’ne eşsiz hizmetlerde bulunacaktır. şeklinde konuşmuştur.

Lady Dianaİskoçya’da tatile çıkarken Diana hamile kaldı. Evliliği ilk aylar Diana’ya kolay gelmediği için hamile olduğuna çok mutlu olmuştu. 21 Temmuz 1982’de Diana anne oldu. Bebeğin erkek olduğuna herkes mutlu olmuştu, ona William adını koydular. Doğumdan sonraki evliliği mutlu değildi. Prens Charles hala Camilla Parker Bowles’e aşıktı. Diana kocasın kendisini sevmesini istedi fakat Prens Charles Diana’yı tanımaya çalışmamıştı. Evlenmeden önce Diana bulimik idi, evlenirken bulimia rahatsızlığı daha kötü oldu. Dört sene evliliği iyi geçti ama Prens Harry’nın doğumunda Diana kocasında bir fark hissetmişti. Daha sonra yaptığı açıklama da ‘o gün evliliğim öldü’ dedi. Boşanmalarından sonra Lady Diana 20 Kasım 1995’te BBC 1 kanalında konuştu, daha önce hiçbir prenses o kadar açık konuşmadığı için herkes şaşakaldı. 22,8 milyon kişi onu izlemişti. Evliliğinin bitmesi istemediğini ama Prens Charles’ın Camela’ya olan aşkı yüzünden evliliğin 3 kişilik bir birlikteliğe dönüştüğünü anlattı.

Lady Diana1997 yılında Diana’nın hayatına da biri girdi, Dodi Al Fayet. Diana, Dodi Al Fayed’le tatile çıktmıştı. Ağustos ayında Akdeniz’de Dodi’nin ‘Jonikal’ yatında kaldılar. Çok paparazzi kovaladığı için Diana ve Dodi Paris’e dönmeye karar verdi. Dodi’nin babasının otelinde kalmak istediler. 31 Ağustos sabah saat on iki buçukta Dodi’nin apartmanına gitmek için otelden çıktılar. Otelin arkasından çıktılar fakat paparazziler onları bekliyordu. Giderken şoför (Henri Paul) yolu şaşırdı ve karanlık bir tünelde kaza yaptı. Henri Paul ve Dodi al Fayed olay yerinde hayatını kaybetti. 2 saat doktorlar Diana’nın hayatını kurtarmaya çalıştıysa da saat dörtte Prenses Diana da yaşamını yitirdi. Sadece Diana’nın koruma görevlisi, Trevor Rees-Jones hayatta kaldı.

Haberi duyduğunda Prens Charles, Earl Spencer ve Diana’nın kız kardeşleri İngiltere’den hemen Diana’nın yanına gitti. O sabah da Diana’nın bedeni İngiltere’ye döndü. 6 gün resmi yas ilan edildi ve 6 Eylül 1997’de yapılan görkemli bir veda töreniyle Diana toprağa verildi. Ayrıca öldüğünde sarayın önüne yüzbinlerce not ve çiçek bırakıldı. Prens Harry bir not yazdı: “Mummy”(anneciğim) ve tabutuna bıraktı. 2.5 milyar kişi Diana’nın cenazesini izledi. İngiltere’de bütün kanallar cenazesini gösterdi. Bazı söylentilere göre Prenses Diana’nın ölümünün bir suikast olduğu düşünülmektedir. Ama bunu kanıtlayan bir delil ortaya çıkmamıştır.

Lady DianaPrenses Diana’nin 1981 yılında Prens Charles’la evlenirken giydigi gelinlik, aksesuarları, nedimelerin elbiseleri ve Diana’nın bazı özel kıyafetleri Philadelphia’daki Constitution Center’da sergileniyor. Ayrıca asil görünümü ve duruşuyla bir çok modacıya esin kaynağı olmuş, İngilizleri tüm dünyaya asil ve şık tanıtmıştır. Kalem formda etekleri, sade elbiseleri, takım elbiseleriyle yerine gore giyinmeyi de çok iyi bilen prenses, adını bu açıdan da duyurmuştur. Hala kıyafetleri yardım kuruluşları için satışa sunulmakta ve sergilenmektedir. Öldüğü zaman adına özel şarkılar yazılıp anma konserleri bile düzenlenmiştir. Elton John’un ‘Candle in the wind’ şarkısı Lady Diana anısına yazılmıştır.

“Candle in the Wind” Elton John

Goodbye Norma Jean, though I never knew you at all 
Hoşçakal Norma Jean, seni hiç tanımasamda 
You had the grace to hold yourself 
Ayaklarının üzerinde durabilmek için zerafetin vardı, 
While those around you crawled 
Çevrendekiler sürünürken. 
They crawled out of the woodwork 
Sürünürlerken seni dışladılar. 
And they whispered into your brain 
Ve senin beynine fısıldadılar. 
They set you on the treadmill 
Seni çarkın içine soktular. 
And they made you change your name 
Ve adını değiştirmeni sağladılar. 

And it seems to me you lived your life 
Ve bana öyle geliyorki yaşadığın hayat, 
Like a candle in the wind 
Rüzgardaki bir mum gibi, 
Never knowing who to cling to when the rain set in 
Yağmur bastırınca kime tutunacağını bilemeyen… 
And I would have liked to have known you 
Ve seni tanımış olmayı çok isterdim, 
But I was just a kid 
Fakat küçücük bir çocuktum. 
Your candle burned out long before 
Mumun daha önce yanıp bitti, 
Your legend ever did 
Hiç bir zaman yanıp, bitmeyecek olan efsanenden… 

Loneliness was tough 
Yalnızlık zordur. 
The toughest role you ever played 
Bu senin oynadığın en zor roldü. 
Hollywood created a superstar 
Hollywood bir yıldız yarattı. 
And pain was the price you paid 
Ve acı ödediğin bedeldi. 

Even when you died 
Hatta öldüğün zaman, 
Oh the press still hounded you 
Basın hala peşindeydi, 
All the papers had to say 
Bütün gazeteler yazıyordu, 
Was that Marilyn was found in the nude 
Marilyn çıplak bulunmuştu. 

Goodbye Norma Jean 
Hoşçakal Norma Jean, 
From the young man in the 22nd row 
22. sıradaki genç adamdam,
Who sees you as something as more than sexual 
Seni cinselliğin ötesinde gören, 
More than just our Marilyn Monroe 
Bizim Marilyn Monroe’muzun ötesinde.

And it seems to me you lived your life 
Ve bana öyle geliyorki yaşadığın hayat, 
Like a candle in the wind 
Rüzgardaki bir mum gibi, 
Never knowing who to cling to when the rain set in 
Yağmur bastırınca kime tutunacağını bilemeyen.
And I would have liked to have known you 
Ve seni tanımış olmayı çok isterdim, 
But I was just a kid 
Fakat küçücük bir çocuktum. 
Your candle burned out long before 
Mumun daha önce yanıp bitti, 
Your legend ever did 
Hiç bir zaman yanıp, bitmeyecek olan efsanenden.

Nilgün Hepyalçın