Leyla

LeylaGüzel giyinmiştim bir akşam. Birazcık süslenmiştim de. Dünyanın kötülüğünü görmeden kendimi mutlu etmek için bir aktivite yapacaktım pişkince. Biraz sonra yüreğimin unutamayacağı bir yara alacağını bilmeden. Biraz sonra boğazımda düğümlenecek çaresiz hıçkırıklarımı bilmeden.

Belki bulup tekrardan okşayacaktım saçlarını. Belki adını ona yazdıracaktım. Ona çizdirecektim hayallerini. Belki ona güzel bir yatak, sıcak yemek verecektim. Belki tertemiz olacaktı saçları. Uyuyacaktı kollarımda. Belki de ancak o gün geçecekti yüreğimdeki yaranın izi.

Leyla…

Yürüdüğüm o kalabalık sokakta yapayalnız. Ayakkabıları yok o minik ayaklarında. Sordum ona. Ölen babasını, terkeden annesini anlattı bana. Gözleri doldu. Ama hala gülümsüyordu.

Anlatmaya devam etti. Eve istenen parayı toplayamazsa kıyacaklardı ona. Güzelliğine aldırmadan kıyacaklardı. Mahcubiyetine aldırmadan dünyanın yükünü vereceklerdi onun omuzlarına. Gülümsemesiyle birlikte dolan gözlerine, sonsuz bakışlarına nasıl kıyacaklardı. Neredeydi yıldızları izlerken onların yanında olduğunu hayal ettiğimiz Tanrı. Görmüyor muydu? Duymuyor muydu?

İmtihanın bu senin değil mi Leyla? Sen daha yaşını bile bilmezken bu senin kaderin değil mi? Sen korkup evine gitmek istemezken, koskoca şehrin sokaklarında ay ışığıyla gezinirken kimsesiz, bu senin kaderin. Bu senin; sığınılan, kolaya indirgenen, sorgusuz sualsiz kabul gören lanet olası kaderin Leyla…

Biraz gecikeceğimi söylemek için, telefonla birini aradığımı görünce korkuyla bakan o gözlerini ve o yaz günü burnundan akan kaderinden temiz sümüğünü… Unutamayacaktım.

Sormuştu bana, sen ne iş yapıyorsun? Öğrenciyim dedim. Nasıl para kazandığımı merak etmişti. Para kazanmadan okula gidilemezdi ki. Daha doğrusu okula gidilmezdi, para kazanılırdı. Ona bunu yaşatan hayat bir darbe de bana vurmuştu. Sarsılmıştım.

Çizim yapıyorum diyerek anlatabildim ona mesleğimi. Ne çizdiğimi merak etti. Her şeyi dedim.
– Benim adım Leyla beni de çiz olur mu?
– Olur.

Sarıldı boynuma. Sımsıkı… Bırakmadı beni. Bırakamadım onu. Ağlıyordum. Ölü insanlar yürüyordu yanımızdan. Hala sımsıkı sarılıyorduk.

Ben seni çizemem Leyla. Ben senin o güzel gözlerini, özgürlüğe kanat çırpar gibi umutla bakan gözlerini çizemem. Ben senin dağınık saçlarını çizemem. Her savrulan telinde dünyanın en güzel kokusunu bırakan rüzgara. O kahküllerini çizemem.

Ben seni yazarım Leyla. Ben senin bakışlarından aldığım hüznü yazarım. Yüreğimde kalan yaranı. Yüreğindeki masumiyetini yazarım. Hayallerini yazarım. Umudunu yazarım. Can veren umudunu. Dinlemeye dayanamadığım yaşadığın hayatını yazarım. Ben senin sümüğündeki direnişi yazarım. Ben senin gülümsemelerindeki olgunluğunu, savrulan çocukluğunu yazarım Leyla.

Seni ben çizemem, yazarım.
Çiçeklerin en mükemmeli olan yüzünü.
Özgürlüğün simgesi kabul gördüğüm gözlerini,
Sevdiğim seni yazarım.

Sevdim seni küçük kız. Umudunu, korkularını. Başkaldıran direncini sevdim. Korkunu gizleyen mahcubiyetini. Ufacık bir sevgi isteyen kalbini sevdim.

Alabilseydim seni kollarıma. Sarabilseydim şefkatime. Isıtabilseydim içini. Silebilseydim burnunu. Tarayıp saçlarını, okşayabilseydim. Ellerine oyuncaklar verebilseydim. Bozuk paralar yerine kalemler verebilseydim sana. Çizdirebilseydim seni, sana. Biraz da olsa sevgiyi yaşatabilseydim.

Özür dilerim Leylam. Çizemedim adını.
Yazabildim seni. Affet olur mu?

Burcu Örlü