Marka Olmak Ne İster?
Marka olmak süreklilik ister.
Markam Yazıyor gazetesindeki “Sokaktan Markalar” köşesinde oldukça ilginç yerli çalışmaları inceliyoruz. Hepsi birer ticari unvan sahibi dükkân ya da firma. “Sokaktan” demekteki amacımız aslında esnaf mantığını, bu mantıkla işleyen ve ilerleyen işleri deşmekti. Memlekette ekonominin büyük bölümünün döndüğü cadde perakendeciliği konusundaki eksikleri de gözler önüne sermekti.
İş, cadde ve sokaklar olunca seyyarları da es geçmek olmaz. Onlar da çok önemli. Her gün geçtiğimiz yolların ya da ara sıra uğradığımız mekânların ve caddelerin müdavimi seyyarları fark etmiştir herkes. Belki sizden farklı olarak ben bu adamların nasıl bir süreklilik arz ettiğini de fark ettim. Öncelikli örneğim üniversite yıllarımın vazgeçilmez mendilcisi “sel-paaaaaaaak” satıcısı.
Benli yaşlarda oldukça sevimli bir genç arkadaş. Okulumuzu kapısında “sel-paaaakk” şeklindeki ifadesi ve güzel sesiyle yıllarca selpak sattı. Tüm öğrencilerin ve okulu ziyaret edenlerin dilinden yıllarca düşmeyecek bir ikon oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi’nin bir fenomeni olmayı başaran bu arkadaş onlarca dergi sayfasında inceleme konusu olmayı bu özelliği ile başardı. Hakkında gruplar açıldı, onlarca seyyar çocuk tarafından taklit edildi ve videoları çekildi.
[http://www.youtube.com/watch?v=WBLkbyk15oo]
Ama o, ne bir kez tarz değiştirdi ne de şımardı. Hala okul kapısında yaz kış selpak’ını satmaya devam etti. O piyasanın ve binlerce üniversitelinin aradığı sima olmayı başardı. Çok kazanmadı belki ama yaptığı işte başarıya ulaştı. Kendini geçindirdi ve şimdi de evlendi. Mutlu yuvasının babası oldu.
Diğer sıra dışı tutarlı örneğim ise herkesin yakından tanıdığı bir ses. İstiklal Caddesi’ndeki ağzına bir aparat koyarak melodiler uyduran “cikcik Necati”. Bu sabırlı arkadaş ağzına yerleştirdiği o ufak aparatla kuş misali cikcik sesle dikkatleri devamlı üzerine çekmeyi başarıyor. Büyük bir merakla her turistin bu arkadaşı inceleyerek önünden geçtiğini, durup baktığını ve fotoğraflarını çektiğini görüyorum. Muhtemelen bu türden sesler çıkaran birini ilk kez görüyorlardı veya ağzındaki aparat ile ilgileniyorlardı. Tam bilemiyorum. Gözlemlediğim kadarıyla arkadaş yıllardır tarzından ve yaptığı işten fedakârlık göstermiyor.
“God Father” ve” cikcik” melodilerini büyük sabırla tekrar eden “cikcik Necati’yi” İstiklal’de görmediğim her gün merak ettiğimi itiraf edeyim. Acaba nerede diye onu arayan gözler var mıdır bilmiyorum ama ben ettim. Tuhaftır, şu ana kadar daha bir kişiye bile o aparatı sattığını ve bir para alış-verişi yaptığını da görmedim. Zevk için mi yapıyor bu işi hiç bilmiyorum. Merak ediyorum ama gidip sormuyorum.
Marka olmaya aday bir süreklilik göstermese belki de ilgimi bile çekmeyecek biriydi. Tıpkı yine İstiklal Caddesinin simgelerinden Pala Şair gibi. Ölümünden dört ay sonra balmumu heykeli ile caddedeki eksikliği bile doldurulmaya çalışılmıştı. Bu gibi sokak markalarımız hep var olsun. Hayatımızın renkleri yok olmasın.
Yıllar yılı yaptıkları iletişim çalışmalarıyla akıllarda kalmaya çalışan birçok marka; bu basit örneklerdeki gibi tutarlı ve süreklilik arz eden durumun getirisi ile mesajlarında başarılı olurlar, istedikleri gibi hatırlanırlar. O sesler, müzikler, kişiler, ürünler, kokular, tonlar onları tanımlar. Hepsinden bir eksik veya bir fazla bir şey katmak istenen etkiyi değiştirir, formülü bozar.
Bu çalışmada logomuz daha büyük olsun,
On yıldır kullandığım sloganımı burada kullanma,
Bu renk çok soluk, kurumsalımız değil ama olsun, daha canlısını kullanalım,
Lokum gibi ürünümüz var, ürün nerede? Tüm reklam ürün görselinden oluşsun,
Biz hiç sempatik olamadık, biraz daha samimi olalım, sanki güldüren reklamlar daha çok tutuyor,
Azıcık ünlü-harf kullanalım ama yarın paramız yetmezse ünsüz-harflerle devam ederiz,
Bu konumda çok kaldık, başka konumlar da var onları kapmasınlar azıcık esnek oynayalım…
Gibi konular; markanın özüyle örtüşmeyen istek ve tutumların bir kısmına örnek olabilir belki. Abartı gelmesin yaşanan şeyler. Teklifin hangi taraftan geldiği çok da önemli değil. İster müşteri isterse ajans tarafı markanın özü tabir edilen kısmı ihmal etmemeli. Sonrasında esnetilebilecek olanlar zaten esner.
Sokaktan markalar örneğinde devamlı kötü örnekler değil güzel örnekler de bulmak mümkün. O amatörlük içinde o kadar profesyonel bir süreklilik güç olsa gerek. Fakat mümkün.
Sürekli markalar dilerim.
Sevgiler.

