Mülteci Botu Kalbim

Mülteci Botu KalbimAcılar denizinde yüzen delik bir botum. İçim mültecilerle dolu; kendilerine yaşayabilecekleri bir ülke arayan. Evet, umutlarım onlar. İçimde duran, yeşerecekleri yerler arayan umutlarım.

Delik bir bot, ne kadar dayanabilir bu kadar mülteciyle yüzmeye acılar denizinde? Kim bilir kaç umut ölecek içimde acıları yenmeye çalışırken kırık kalbimle… Birileri yine birilerini suçlayacak üstelik. Belki de bir gazetenin bilmem kaçıncı sayfasında önemsiz bir habermiş gibi küçücük bir yere iliştirilecek bu durum. Oysa delik bir botla denizi aşmaya çalışan mültecilerden daha fazlasıydı acı ve yaşama kaygısı…

Ve batıyor işte bot. Denize düşüyorum bütün umutlarımla. Su soğuk. Çok üşüyorum. Belli belirsiz gölgeler geçiyor gözlerimin önünden. Hayır rüya değil gördüklerim. Gözlerim açık. Dizi ya da filmlerde hayretle izlediğim o hayal sahnelerini getiriyorum aklıma. Neden ben de bu kadar net göremiyorum eskiyi, diye sorardım kendime çocukça. Haklı bir serzenişti bu bana göre. Sadece eskiyi değil, yapmak istediklerini de bu şekilde hayal edebiliyorlardı. Ya da olmak istedikleri yeri. Ben neden yapamıyordum? Veya neden kısa bir an şimdiyi yaşayıp da hemencecik olmak istediği yere gidemiyordu insan? Sonraları öğrendim bu sorularımın cevabını. Büyüdükçe…

Büyümek, kısa ama ne uzun bir kelime aslında. Büyüme eylemi sanıldığı gibi yaşla alakalı da değil üstelik. Tamamen yaşanılanlarla doğru orantılı. Ne kadar çok ‘acı’ şey yaşarsanız o kadar çabuk büyüyordunuz. Önceleri büyümeyi bir halt sanırdık. Bir an önce büyümeyi düşler, büyükler gibi davranırdık. Büyüdükçe anlıyorum ki çok büyük ahmaklıkmış büyümek denen şey… Çok ‘acı’lıymış üstelik.

Hayat çok boktan. Doğumumuzdan, hatta anne rahmine düştüğümüz andan itibaren bize yaşatacağı, yaşatabileceği acıları sıralıyor ardı ardına. Şu yaşında bunu, bu yaşındaysa şunu yaşatırım da diyordur belki de kendi kendine… Hayat kim, ne? Tanrı mı? Hayır, Tanrı bu kadar acımasız olamaz. Nedendir bilmem, hayatın bir insan yapımı olduğunu düşünüyorum. Acımasızların en acımasızı insandır çünkü. Ya da belki de hayat acımasız değildir de, onu böyle gösteren insanlardır.

Kim bilir…

Şüheda Bektaş