Ne Olur Bunlar Bir Rüya Olsun!

Ne Olur Bunlar Bir Rüya OlsunYaşamak bu dünyada! Öyle bir yaşamak ki bu, ölerek, can çekişerek hep üzülerek yaşamak. Ne gökyüzü ne de yeryüzü koca bir boşlukta, acının feryadına sığınmak gibi bu yaşamak meselesi… Ağır bir yük ağır bir mücadele yarım sevinçler yarım hayaller, yarım mutluluklar içinde acının eşiğinde tek gerçeğin acı olması haliyle üstelik yarım yamalak değil hep varolan bir acının, daha da şiddetlenmesiyle kahredercesine yaşamak!

“Ne olur bu bir rüya olsun…”

Rüya olmasını dilerdim. Bir kar tanesinin zarifliğinde bembeyaz bir günün sabahında, feryatlar içinde bir anne çığlığının, çığ gibi üzerimize düşmesinden ziyade “yapmak istediğim çok şey var” cümlesinin noktasını değil virgülünü isterdim… Ölmesini değil de yaşamasını isterdi(k)!

“Sütünü ve harçlığını verdim gitti…” diyen bir annenin gözyaşlarını görmemeyi dilerdim. Bir babanın kızının toprağına, gözyaşlarını akıtmamasını isterdim…

Ekmek almaya giden bir çocuğun umut dolu yarınlarına tekrardan dönmesini isterdim. Ucundan koparılmış bir ekmekle sokak ortasında vurulmasını değil de yaşamasını isterdim!
“Çizmelerimi çıkarayım mı sedye kirlenmesin..?” diyen bir işçinin emeğinin görülmesini ve kendisinin değerli hissetmesini isterdim… Zarif insanlığıyla, yerilmesini değil de gurur duyulmasını isterdim! Ölümün fıtratında olmasını değil de alın terinin “herkesçe” bilinmesini isterdim!

Yaşamak bu dünyada! Öyle kolay değil işte yaşamak… Nasıl yaşayacaksın? Adaleti sorgularken insanlığın bitmiş haline üzülürken, her acının toprağına gözyaşlarını akıtırken nasıl yaşayabilir ki insan? Sen yaşamak dersin, dersin de! Buralarda yaşamak zordur bilmezsin. Hakkını ararsan bulamazsın, adalet istersen “şansına” bilemezsin! Sen yaşamak dersin, bense gencecik çocukların ölümünden bahsederim inanamazsın! Buralarda yaşamak böyledir işte, başına ne gelecek bilmezsin, birileri çıkar bir şeyler söyler sonra ortalık toz duman olur, kendini bile bulamazsın. Diyorum ya buralarda yaşamak zordur, üstelik bir de gençsen daha da zordur. Gerçekleri sorgularsan, mücadele edersen tokadı yersin, eşitlik dersen duymazlar bile, şiddet var bir şeyler yapın dersen şiddet mağduru sen olursun çünkü anlamazlar. Her şey kendilerine göredir, sense “dünyaya göre” ama onlara karşı hep teksindir çok olsan bile teksindir işte!


Boynuna o yeşil fuları sarma çocuk.
Gece trenlerine binme kaybolursun,
Sokaklarda mızıka çalma çocuk, vurulursun.
Korkusu kalmış içimizde terkedilmiş çocukların,
Yitik yüzlü fotoğraflar duruyor siyah-beyaz.
Kırık bir vazo masanın ortasında
Yıkık dökük odada, susuz ve çiçeksiz..
Tasını tarağını toplayıp gidiyor gökyüzü tepemiz…den,
Korkusunu bırakıyor içimize,
Karanlığını.

Attila İLHAN

Ece Çekiç