Nefis ve Aklın İnanılmaz Birlikteliği, Zıtlıkların Ahengi

Nefis ve Aklın İnanılmaz Birlikteliği, Zıtlıkların AhengiEvde bir kadın ve bir koca, bitmek bilmeyen bir kavga, huzursuzluk had safhada, hep sorun ve sıkıntı. Geçim darlığı, iflah olmaz çözümlenmesi çok zor olan para sıkıntısı, yetersizlik. İşte bu gerçekler hayatın içinden, her an şahit olduğumuz güncel olaylar. Herbirimizin yaşantısında az da olsa bu tip hadiseler olmuyor değil. Birilerimizin ebeveyinleri, yakınlarımızdaki akrabalarımız veya komşularımız. Öyle bir dünya ki paranın tüm değerlerden çok önde, -tabi bu parasız yaşamalı anlamına gelmez- eldeki kanaatın asıl önemlisi şükür kasasının kilitli olması ve bizleri daima almadığmız, alamadığımız, yani acil ihtiyaçların dışında sıkıntıya sokan gereksiz harcamalar.

Kadın bir nefisse adam bir akıl, bu ikilinin bitmez kavgaları. Tek tarafı dinlersek her ikisi de haklı. Kadın isteklerinin eseri adamsa mantığının esiri. Bu mücadelede bir tarafın ikna olması şart. Kadın tüm isteklerini, ihtiyaçlarını sayıp dökmekte, hak vermemek elde değil. Adamsa biraz sabrı tavsiye etmekte, bu hırsın ve bitmek bilmez arzuların sonunda hem kemdini hem de çevresini mutsuz edip uyumlu olabilmenin, olaylara biraz daha sakin ve ılımlı yaklaşabilmenin… Adamın ona bir ayna olabilmesi, o aynaki tüm gönülleri eritir. Çirkini güzel gösterir. Sen de kirli bir aynaysan karşındaki o çehreyi zaten ne kadar güzel ve alımlı gösterebilir? Paslı bir aynadan kendini ne kadar güzel görebilirsin? Sonunda ortak bir karar alınması şart. Anlaşmak muhabbet sonu rahmet kökünden, Allah’ın kullarına en büyük tecellisi. İmkanlar dahilinde kendileri için çok değer verdikleri bir eşyanın elden çıkarılması ve parasal anlamda biraz rahatlama fakat en önemlisi karşılıklı anlayış sevgi ve hoşgörü.

Hz. Mevlana’nın Mesnevi Şerifinde bahsettiği bir mükemmel hikaye var. Sanki yaşadığımız olayları bize öylesine resmediyor ki inanın günümüzde bu tip olayları sıklıkla görüyoruz.

Bir bedevi karı-koca ve onlar arasında geçen ve bitmeyen kavgaları var. Bu aile çok fakir ve gerçekten düşkün, bitkin ve muhtaç insanlar. İnanılmaz sefil bir yaşam. Bedevi kadın haklı olarak tüm bu sefil yaşantısını isyan ederek ve adama, kocasına her an hakaret edip; bu sefaletten biran evvel kurtulmalarının daha insanca yaşamalarının ve bir kadın olarak buna fazlası ile değer olduğunu haklı bir şekilde kocasına haykırıyor. Kocası da bir sabır abidesi ve daima bu sıkıntılarının bir gün mutlaka geçeceğini, bu hayatın sıkıntılarının normal karşılamasını, isyan etmeyip Allah’a en azından sağlığı için dua etmasini ve niyazda bulunmasını anlatıyor. Bu tavsiyeler kadıncağızın bu durumdan kurtulması için ikna ediyor ve bu hakaret dolu sözleri kocasına söylediği için utanç duyup, o benim gücüm erkeğim ve dayanağım, ben de onu kırıp dökersem kim benim dayanağım olabilir, belki çok bedbaht olabilirim ama enazından şu anda namusum ve iffetim kocamın garantisinde, bu benim için çok önemli. Yaşadığımız şu hayatta pişmanlık duymak ne kadar önemli bir hadisedir.

Kuran-ı Kerim’de çok yerde ‘leyte’ kelimesi geçer. Yani keşke, keşke yapmasaydım, etmeseydim, neden yaptım, bu yanlış bir davranış biçimi gibi kelimeler bizleri hiç rahat bırakmaz. Bir de yapılan hataların günah olarak ahiret hayatında karşımıza çıkması, işte bu durum hem çok acı hem de telafisi mümkün olmayan bir davranış biçimidir. Bu yüzden bedevi karısının dünyadaki pişmanlığı bakın onu nasıl bir hayat tarzına sürüklüyor. Sonra bu ailenin yaşadığı yer çölün ortasında ve burada yağan yağmurları belli bir müddet toplayıp biriktirmeleri ve bu suları bir testide saklamaları gerekiyor. Bu su onlar için ne kadar kıymetli. Sonra düşünüp ortak bir karar alıyorlar. Bu testiyi o bölgenin sultanına hediye edip, bu çok kıymetli hediyelerinin sultan tarafından kabul görüp onları bu sefaletten kurtaracak bir yol olması, belki de bir testi dolusu altın ile ödüllenebilecekleri. Daha sonra adamın o çok kıymetli testiyi sıkı sıkı sarıp o beldenin hükümdarına sunması ve padişah yakınlarının o hediyeyi kabul edip ona gerçekten hayal edilmesi mümkün olmayan bir testi dolusu altın vermesi. Bu inanılması zor bir olay. Fakat asıl önemli olan adamın bu şehre giderken çok uzun ve sonsuz Dicle nehrinin kenarından yürüyerek o saraya gelmesi. Sonra bu sultanın ne kadar çömert olduğunu düşünmesi bizim için şu yağmur suyu ne kadar kıymetli iken halbuki sultanın içinde bulunduğu beldenin bitmek tükenmek bilmeyen bir nehri var. Allah’ım bizim için şu kıymetli olan testimiz bu nehrin karşısında ne kadar önemli olabilir. Ben bu yolculuğumda o nehrin suyunu içtim sanki abuhayat, sandal ile yolculuk yaptım, şimdi bu ummanda seyehat etmenin bahtiyarlığını yaşıyorum. Bu nasıl bir durum.

Saygıdeğer arkadaşlarım ve gönül dostlarım bir an düşünürsek bize anlatılan, iyiye ve güzele ulaşabilme gayesi ve niyetinin ne kadar önemli olduğu. Ayrıca anlaşmak, uzlaşmak, gereksiz kırgınlıkları terk edip tevekkül ile yola çıkmak ve Allah’ın bu kadar büyük hazinesinde bizim için çok değerli olan bir şeyin ne kadar küçük ve değersiz olduğu, fakat doğruyu bulmak adına bize daha dünyada verilen bu sonsuz nimetler. Bedevi adamın bir testi dolusu altın sahibi olması bizim de şu hayatta sonsuz nimetlerle mükafatlandırılmamız. İşte bu hikaye gerçek bir niyetin yani nefis ile aklın mücadelesinde vicdanın hakemliğinde bizleri ne kadar sonsuz bir mutluluğa eriştirebilmesi. Bu ikilinin zıtlığından çıkan o muhteşem birliktelik gerçekten zıtlık ahengi. İnanın bu sonu gelmez güzelliklerle bezenmiş ve bu çekim güçlerinin birbirlerini çekmesi bir mıknatısın yapısı gibi, var oluşumuzun gayesi. Hayatı böyle görmek, böyle yaşamak, duygularımızın bu rotada seyir etmesi adına sizleri en içten duygularımla selamlıyorum. Rabbim bu duygularımızı içimizden eksiltmesin.

Neyzen Ahmet Hamdi Erdoğmuş