O hâlâ…

O hâlâ...Bazen gitmek istersin. Kalmak için bir neden yok ki gidiyorum dersin bilmezler ki… Korkularından kaçarsın ama kendini yine onların yanında bulursun susarsın, öyleydi… Kimi sevse giderdi bazen söyleyemezdi söylese de ne fark ederdi yine giderlerdi… İyi olmak mı? Bazen iyi olmak yetmezdi. Yalanların ortasında kalmış gibiydi hep ismi… Ve bazen öyle yalnız kalırdı ki güçlü gözükmek mi? sanmam belki de hep ağlardı ama kimse bilmezdi. Geçmiş midir yaralarım diye dokunduğunda, kanadığında fark ederdi henüz geçmediğini… Bazen tek başına kalmaktı isteği o zaman bile yabancı kalır mıydı? En hissettikleri… “O” dediği bilir miydi acaba kendini?

Bazen savaştan çıkmış gibiydi dağlanmış ruhu dağıtılmış anıları… Unutmak isteğiyse eğer, unuturdu elbet istediklerini ama değer miydi isimleri? Sevmek isteseydi severdi herkesi, ama hâlâ sevmeye değer birilerini hissedebilir miydi kalbi? Çok sevdi ama hep zamanında gidiyorum dedi ve gitti. Bıraktıklarına bazen gülümsedi bazense aklı kaldı hüzünlendi. Ama “o” hâlâ… Zamanın varla yok arasındaki anında sevme telaşında kendine sorarsa; kimi neyi kimleri sevebilirim diye? İşte, o zaman bilin ki yaşamın telaşında. Ve o hâlâ… Duygularına hüznü davet eder, gözyaşları da kendisine eşlik eder. Ve o hala, korkusuzca sevebilecek kadar inanır kendine…

Bazen bilemezsiniz kimin ne hissettiğini kahkaha atarken ağladığı görülmez belki…
Bazen nasılsın diye sorarsın iyim der de “iyi midir ki?” Alışkanlığındandır belki…

Ece Çekiç