Rutin

RutinHanımının getirdiği kayısıların çekirdeklerini çıkardı. Önce küçük oğluna uzattı, sonra ortancaya ve daha sonra da en büyüğüne. Çocuklardan en küçük olanı hariç diğerleri televizyona kilitlenmişlerdi. Yine aynı şekilde babaları da onlara kayısıları uzatırken gözü televizyondaydı. Küçük oğlu, garip ama telaşlı bir şekilde babasına bakıyordu. Söylemek istediği bir şey varmış gibi atılan bu bakış belki de içinde binlerce kelimeyi barındırıyordu. Biraz önce kayısıları getiren hanımı, mutfağa gidip yirmi dakika önce demlediği çayı getirdi. Küçük oğlan aynı tedirgin bakışları bütün ev hanesinde gezdiriyordu. Bir babasına, bir annesine, bir de ağabeylerine aynı rutinde bakıyordu. Hanımı çaydanlığı masaya bıraktı ve birer birer bardaklara doldurdu. Çayı eşine uzatırken hafif tedirgin bir mimikle,

‘Ayseller küçük kızlarına matematik hocası tutmuş. Kızın şimdiden dersleri düzelmiş.’
‘Eeee. Ne olmuş yani?’
‘Bizim oğlanlara da tutalım diyecektim.’
‘Bu halimizle mi? Ayın sonunu zor getiriyoruz.’
‘Matematik olmadan olmuyormuş bey! Biz göremedik bari çocuklarımız iyi eğitim görsün.’
‘Nereden çıktı şimdi bu! Bana bak sen o gösteriş budalalarına mı özeniyorsun?’
‘Öyle şey olur mu bey. Çocuklarımız daha iyi matematik öğrenmesinler mi?’
‘Öğrensinler tabi. Ama halimiz ortada. Ayın sonunu zor getiriyoruz. Okulda öğrendikleriyle yetinsinler.’
‘Patik örmeye başladım. Onları konu komşuya satarım. Ben de ilave ederim. Ha bey!’
‘Ben karısına patik sattırıyor dedirtmem. Bu böyle bilinsin.’

-Tekrar-

…Hanımı çaydanlığı masaya bıraktı ve birer birer bardaklara doldurdu. Çayı eşine uzatırken hafif tedirgin bir mimikle,
‘Ayseller küçük kızlarına matematik hocası tutmuş. Kızın şimdiden dersleri düzelmiş.’ dedi. Kocası kendinden emin, kibirli bir surat ifadesiyle,

‘Eeee. Ne olmuş yani?’ diye sordu.

‘Bizim oğlanlara da tutalım diyecektim.’ dedi karısı. Adam elindeki bardağı masaya bıraktı. Çocuklarına bakıp iç geçirdi ve hanımına döndü.

‘Bu halimizle mi? Ayın sonunu zor getiriyoruz.’ dedi.

‘Matematik olmadan olmuyormuş bey! Biz göremedik bari çocuklarımız iyi eğitim görsün.’ dedi hanımı başını eğerek. Adam suratındaki sinirli ifadeden ödün vermeden,

‘Nereden çıktı şimdi bu! Bana bak sen o gösteriş budalalarına mı özeniyorsun?’ diye bağırdı. Çocuklar korktu. Kadın çocuklarına baktı. Başını yavaşça beyine döndürdü ve,

‘Öyle şey olur mu bey. Çocuklarımız daha iyi matematik öğrenmesinler mi?’ dedi. Adam biraz sakinleşmişti. Daha sonra tebessüm dolu bir bakışla,

‘Öğrensinler tabi. Ama halimiz ortada. Ayın sonunu zor getiriyoruz. Okulda öğrendikleriyle yetinsinler.’ dedi.

‘Patik örmeye başladım. Onları konuya komşuya satarım. Ben de ilave ederim. Ha bey!’ dedi kadın endişeli bir mimikle. Adam iyice sinirlendi ve bağırmaya başladı.

‘Ben karısına patik sattırıyor dedirtmem. Bu böyle bilinsin.’

‘…..’

Küçük oğlan bağırmaya başladı.

‘Baba, baba, baba!’

-Tekrar-

Hanımının getirdiği kayısıların çekirdeklerini çıkardı. Önce küçük oğluna uzattı, sonra ortancaya ve daha sonra da en büyüğüne. Çocuklardan en küçük olanı hariç diğerleri televizyona kilitlenmişlerdi. Yine aynı şekilde babaları da onlara kayısıları uzatırken gözü televizyondaydı. Küçük oğlu, garip ama telaşlı bir şekilde babasına bakıyordu. Söylemek istediği bir şey varmış gibi atılan bu bakış belki de içinde binlerce kelimeyi barındırıyordu. Biraz önce kayısıları getiren hanımı, mutfağa gidip yirmi dakika önce demlediği çayı getirdi. Küçük oğlan aynı tedirgin bakışları bütün ev hanesinde gezdiriyordu. Bir babasına, bir annesine, bir de ağabeylerine aynı rutinde bakıyordu. Hanımı çaydanlığı masaya bıraktı ve birer birer bardaklara doldurdu. Çayı doldururken bütün çocuklarına baktı. Zamanın çabucak geçtiğine şahit olan biri olarak, onlarında bir gün büyüyeceklerini, iş sahibi olacaklarını, askerlik yapacaklarını ve evleneceklerini düşündü. Acaba nasıl bir hayatları olacaktı veya biz onlara neler katacağız diye sordu kendine. Gözünde kendi gençliğini, on yedisine geldiğinde babasının okuma azmini nasıl sonlandırdığını, onu şu anda karşısında ayaklarını kanepede birleştiren kocasına verdiklerini tekrar tekrar canlandırdı. Şimdi belki okusaydım hakim olmuştum diye düşündü. Çayı eşine uzatırken hafif tedirgin bir mimikle,

‘Ayseller küçük kızlarına matematik hocası tutmuş. Kızın şimdiden dersleri düzelmiş.’ dedi. Bunu söylerken yüzüne yayılan endişe ifadesi kocasından çekindiğini, ona karşı herhangi bir saygısızlık olmadığını gösteriyordu. Kocası kendinden emin, kibirli bir surat ifadesiyle,

‘Eeee. Ne olmuş yani?’ diye sordu. Hanımı hiç tereddüt etmeden,

‘Bizim oğlanlara da tutalım diyecektim.’ dedi. Adam elindeki bardağı masaya bıraktı. Çocuklarına bakıp iç geçirdi ve hanımına döndü.

‘Bu halimizle mi? Ayın sonunu zor getiriyoruz.’ dedi.

Kadın biraz önce hayalinde canlandırdığı o imgelerin etkisindeydi ve çocukları için iyi bir gelecek istiyordu. Lakin kocasının sürekli olarak belirttiği gibi ekonomik durumları da pek iyi değildi. Kocasına söylemek istediği onca şey varken, onları hep içine atıyordu. Adam aslında, sürekli olarak akşamları önce iki tane birasını içer, arkadaşlarıyla mutlaka kıraathanede batak atar öyle gelirdi. Bu durum bahane olarak ekonomik durumu ortaya atan kocası için riyakar bir tutum olsa da kadın, ananelerin gerektirdiği gibi hiç bir şekilde ona karşı gelemiyordu. Kadın yine de alttan alarak,

‘Matematik olmadan olmuyormuş bey! Biz göremedik bari çocuklarımız iyi eğitim görsün.’ dedi başını eğerek. Adam suratındaki sinirli ifadeden ödün vermeden,

‘Nereden çıktı şimdi bu! Bana bak sen o gösteriş budalalarına mı özeniyorsun?’ diye bağırdı. Çocuklar korktu. Kadın çocuklarına baktı. Başını yavaşça beyine döndürdü ve,

‘Öyle şey olur mu bey. Çocuklarımız daha iyi matematik öğrenmesinler mi?’ dedi. Adam biraz sakinleşmişti. Daha sonra tebessüm dolu bir bakışla,

‘Öğrensinler tabi. Ama halimiz ortada. Ayın sonunu zor getiriyoruz. Okulda öğrendikleriyle yetinsinler.’ dedi.

‘Patik örmeye başladım. Onları konuya komşuya satarım. Ben de ilave ederim. Ha bey!’ dedi kadın endişeli bir mimikle. Adam iyice sinirlendi ve bağırmaya başladı.

‘Ben karısına patik sattırıyor dedirtmem. Bu böyle bilinsin.’ Kadın korktu. Söyleyeceği şeyi tartmaya çalıştı.

‘Bunun bir ayıbı yok ki bey! Herkes örüyor. Beni bilirsin elim yatkındır. Kırma beni ha!’

‘Kes sesini!’

Küçük oğlan bağırmaya başladı.

‘Baba, baba, baba!’

‘Ne var lan!’

‘Bugün okul bahçesinde top oynarken ayakkabım yırtıldı.’

Tuncay Ünaydın