Sevgili Sevgilim

Sevgili SevgilimSevgili Sevgilim,

Senle tanışmamış olmamız ne acı öyle değil mi?

Belki tanıştık ama unuttuk birbirimizi, belki denedik ama yıprattık benliğimizi, belki savaştık egolarımız kazandı, belki mutlandık kadehlerimiz paylaştı. Belki çarpıştı, belki de teğet geçti bedenlerimiz yürürken bir yerlerde… Dizimdeki yarada, bileğimdeki silinmiş dövmede, kırılmış tırnağımda, odamdaki aynada, mailboxımın bir köşesinde, dinlediğim cdlerde, izlediğim filmlerde, yürüdüğüm yollarda, kullandığım bir parfümde saklı kalmış olabilir misin? Yakınımda ya da uzağımda olabilir misin?

Konumlandırmıyorum seni, yargılamıyorum, ete kemiğe büründürmüyorum, başkalarıyla kıyaslamıyorum sadece gelip beni götürmeni bekliyorum buralardan, ruhumu sağaltmanı istiyorum. Hani hep söylerim ya, “ikimiz birbirimizin tek kanatlı melekleriyiz uçabilmemiz için kucaklaşmamız lazım…” (nerde okuduğumu ya da nerden duyduğumu hatırlamıyorum)

Tabu oynarken kullanamadığım beş yasak sözcükte mi saklısın, çocukken yediğim meybuzların tadı damağımda kalan meyve özünde mi, telefon rehberimin bilinmezlerinde mi? Hesap makinasında rakamlardan yazdığım kelimeler kadar anlamsız mısın şu aralar yoksa anlamın, hayatın anlamını bulmakla eş değer mi? Ab-ı hayattan bir yudum musun?

Bilemiyorum… Akreple yelkovan gibi miyiz birbirimize, kaçıyor kovalıyor, buluşup ayrılıyoruz? Ya da başka yarımkürelerde mi yaşıyoruz hiç rastlaşmadık? Karşıdan karşıya geçerken telaşlı adımlarla, farkedemedik mi birbirimizi? Hayatımızın bir film şeridi gibi gözümüzün önünden geçtiği sahnelerde unutulup giden fragmanlar mıydık? Zaman zaman birbirimize yakınlaşıyor sonra küresel ısınmanın etkisiyle modumuzu mu değiştiriyoruz?

Sevgili SevgilimSaatlerce alışveriş yapmak istiyorum senle, “the upper floor of a skyscraper”da çay içmek istiyorum karşılıklı, minicik görünen her şeye kocaman gözlerimle bakarak, Champs Elysees’de ilk kez senle yürümek istiyorum, sudoku çözmek istiyorum mutfak masasında, yağmur yağarken denize girmek istiyorum, madalyonun iki yüzünü de tartışmak istiyorum, görmediğim her yeri senle keşfetmek istiyorum, kendimden yeni bir kendim yaratmak istiyorum…

Sevgili sevgilim, senle tanışmamış olmamız ne tuhaf öyle değil mi?

Gelirken yakana kırmızı karanfil tak, kolayca tanıyayım seni, yok çok banal dersen bir buket papatya e-maili at, sonra da gel, sonra sarılayım, sonra veda edene kadar tadını çıkarayım her şeyin,

Öpüldün!

Öz’lem Eker