Sınırsız Adımlar

Sınırsız AdımlarHayatının son dakikalarını yaşayan bir adam.

Otobüse biner.

Az önce bir kadının üzerine benliğinin son kırıntılarını bırakmıştır. Bir şarkı çalmaya başlar. Daha önce hiç bestelenmemiş ve kimsenin sözlerini yazmadığı bir şarkı. Adam başını cama yaslar. Dünya’nın ekseni hafifçe sola doğru eğilir. O yüzden ki her şey utanmaz bir şekilde yavaşlamaya başlar. İki atom yan yana gelir ve birbirlerine dokunmadan geçerler. Aralarındaki mesafe de yavaşlamıştır. Kavuşamayacak kadar yavaş hem de…

Sonra adam ölür. Başı cama yaslı bir şekilde ölür. Şoför hiç durmaz ve yol asla bitmez. Kimse durakta beklemez o seferin otobüsünü ve kimse de inemez artık. Ölümsüzlüğü keşfetmiştir başı camda yaslı olan adam. Herkesle arasındaki mesafe kıyamet kadar olan bir ölümsüzlük.

Kim bilir şimdi ötesini?

Geniştir ölçülmez hayalin çölü

Tutuşup parlayıp sönenler bilir.

Hakikat çıkmazı…

Nedir sırrı ışığın? Adamın benliği miydi ruhunun kanıtı yoksa kulağında duyduğu bestelenmemiş şarkı mı?

Duymaz kulakları onların.. Görmez gözleri. Toprağın üstünden altına inenler bilir…

Bedenlerini ateşten sakınanlar… Erimeden bir olmaya çalışanlar. Ezoterik bir serzeniş bu halleriniz.

Aldanıp aldanıp yuvarlandılar çağlar boyu. Feleğe attılar suçları. Kahpelik yapan feleğe.

Baktıkça kör oldular. Apaydınlıktı onların körlükleri, tüm perdeler ardına kadar açıkken gelen körlük. Nefeslerini tutup, gözlerini yuvalarındayken yemişlerdi çünkü. Yalanlar bugünü yazdı dünü yuttu, hakikate kekeme kaldılar.

Adam cama başını yasladı. Dünya vicdanına bir kapı daha kapattı.

Aşk sebeplere boğuldu. Nedenler ve hatalar dolu bir tarlayı biçti insanlar oraklarıyla. Topladıklarını aşk sandılar. Emek verdik dediler aldandılar. Yapamamlar ve kurallar çıktı gün yüzüne. Zaten gün dedikleri de geceden de kara bir vakitti.

Körpeydi belki başlarda gözlerindeki sevgi. Körpeydeki belki şehvetleri. Zaman değişti. Kimse beklemez oldu o seferin otobüsünü.

Tutuşup parlayıp sönenler de yitti gitti..

Belki de ölmemek lazımdı tek seferde. Desdemona gibi yavaş yavaş ölmeli ve onun dediği gibi sevmeli. “Aşk, eğer varsa, affetmeye dahi ihtiyaç duymamak olmalıdır.”

Sonra da çekip gitmeli zaten…

Gölgenin de gölgesi vardır.

Misal ben de düşmemiş bir kar tanesiyim. Erimeden yittim.

Gizem Ünsel