Siz Hiç Ruh Eşinizi Gördünüz mü?

Siz Hiç Ruh Eşinizi Gördünüz mü?Tadım reklamında ki çiftin, eğlenceli diyaloğunu aktararak başlamak istiyorum.
Kız – Ayrılmak istiyorum Cem.
Cem – Ayrıl canım ayrıl, sana iş mi yok.
Kız – İşten değil, senden hayatım,
Cem – Hani biz ruh ikiziydik!
Kız – Valla kusura bakma, ben benzetmişim.

Bu konu, reklamı ilk izlediğim anda zihnimde canlanmaya başlamıştı. Bir sürü soru kafama üşüşmüştü. Gerçekten, hepimizin bir ruh eşi var mıydı? Varsa, onu bulma ihtimalimiz neydi?

Tüm bu sorular kafamda dönüp dururken, kendimce cevaplar aramaya ve sesli düşünmeye başladım.

Öncelikle insan, bedeninin ötesinde enerji yüklü bir ruha da sahiptir. Beden, bu enerji dolu ruhu sıkı sıkıya sarıp sarmalamış. Dışarıdan öyle bir katman oluşturmuştur ki; haliyle çekirdeğe ulaşmak da pek kolay olmamaktadır. İnsanın, hep öze ulaşma çabası da bundandır zaten. O katmanın, görünmeyen derinliklerine inmek ve orada, kendine ait bir parça bulmak içindir. Çünkü yalnızlıktan uzak, tanıdık, güvenli bir yere sığınmak istemektedir. İşte bundandır ki, aşkın adının geçtiği her yerde, ‘‘ruh eşi’’ tamlaması da kullanılır. Bu iki kelime, basit gözükse de içinde çok derin anlamlar barındırır. Bir nevi, insanlığın tüm yükünü sırtında taşır. Olmasını istedikleri, ama varlığından bile emin olamadıkları bir umudu anlatır.

Yunan mitolojisinde geçen bir hikaye duymuştum. İnsanlığın dört kollu, dört bacaklı çok güçlü yaratıklar olduğu bir zaman dilimi anlatılıyordu. İnsanlar, o kadar güçlülermiş ki; yeryüzünde taş üstünde taş bırakmıyorlarmış. Arkası kesilmeyen taşkınlıklar yapıyorlarmış. Tanrılar da bu duruma artık çok sinirlenmişler ve insanları ortadan ikiye ayırmışlar. Ortadan ikiye ayrılan insanların bir yanı kadın, bir yanı erkek oluvermiş. Böylece, Tanrılar onlara çok büyük bir ceza vermişler. Fakat insanlar o korkuyla, diğer yarılarına daha sıkı sıkı sarılmış. Tanrılar da bu işin böyle olmayacağını anlayıp, onları yeryüzünün dört bir yanına savurmuş. İşte o gün bu gündür, insanlar diğer yarılarını ararmış. Ruh eşlerini bulup, tamamlanabilmek için.

Bu hikayede olduğu gibi, hepimiz kendimizi tamamlayacak yarımızı arıyoruz. Çünkü biliyoruz ki; bizim de noksanlıklarımız, kusurlarımız var. Ve bunlardan da ancak, başka birinde arınabiliriz. Bu arınma yolculuğu, öyle olasılıklarla dolu bir yolculuk ki… Yedi milyar insan arasından, diğer bir yarıyı bulmak ve senin de onun yarın olduğuna ikna edebilme becerisi aslında. Ya da bir başka açıdan bakılırsa, aşka aldanmadan ona ulaşabilme gerekliliğidir. Çünkü aşk, ruh eşini aramak için çıktığın yolda, yanındakinin ‘‘o’’ olduğuna inandıran bir sihirdir. Gerçekten ruh eşini bulduysan; aşk geçse bile, o hep aklında kalır. Eğer gönül gözün körelmemişse; sen de bu farkı çok net görür ve hissedersin. Velev ki her yanındakini ruh eşin zannediyorsan, gönlün çoktan aldanmıştır. Bu da anlayana, kıssadan hisse.

Tuğçe Büyükabacı