Sokaktan Geçen Sanat

Sokaktan Geçen SanatSokakları sanat kokan şehir. Ve o şehirde bir ev. Evin içinde bir ben, sanatı koklayan..

Miskin miskin otururken, karamsarlıklar peşini bırakmazken, uzunca hayallere dalarken bir ses duyuluverir derinden. Sonra gitgide yakınlaşır. Sokağınızın içine girmiştir o koku artık. Bir de bakmışsınız, elinde akordeon, on dört-on beş yaşlarında bir genç, güzel bir ezgi çalmakta. Çok eskilerden bir ezgi. Vals tadında. Onun derdi para kazanmaca. Benim derdim ise o sanatı koklamak. Çam ağacının uzandığı, huzur veren balkonumuzda o muhteşem sanat eserini dinlemenin benzersiz keyfi… Diğer bütün dertler kayboluverir aniden. Yüzümde bir gülümseme belirir. Yaşama dair unuttuğum her şey yeniden canlanır hücrelerimde. O saatten sonra çekemez beni kimse hayallerimin dehlizinden. En sevdiğim enstrümanlardan biri olan akordeon alır götürür beni uzaklara.

Bu yüzden seviyorum bu şehri ben. İzmir’imin Karşıyaka’sı..

Nefesimi hissederek alıyorum. Sindire sindire yaşıyorum. Telaşım yok. Geçip giden zamanın farkındayım. Sokakları sanat kokan şehrimde sanatı da büyütüyorum kendimle.

Birden yaşama sevincim oluveriyor o ses, o koku. Hiç gitmesin istiyorum. Şimdi düşününce, bana tüm bunları hissettiren bir sokak çalgıcısı kaç parayla mükafatlandırılır? Mümkün mü bendeki manevi değerini maddiyatla karşılayabilmek.. O, eve ekmek götürme derdindeyken hiç bilmediği bir başka şeye sebep oluyor aslında. Ne güzel değil mi farkında olmadan insanların hayatlarında bir sevince sebep olmak. Hele de bu yaşama sevinci kadar muhteşem bir şeyse..

Yaşama sevinci, çok telaffuz edildiği, klişeleştiği ölçüde önemsiz değil aslında. O kadar önemli ki, bunu kaybettiğinizde ya da kaybedenleri gözlemlediğinizde anlayabiliyorsunuz ancak. Yeniden kazandırmak çok zor. Sağlığının büyük bir çoğunluğunu kaybetmiş fakat asıl önemlisi yaşama olan bağlılığını kaybetmiş yakınlarınız varsa onların hayatlarında küçücük bir sevinç olmak, parayla pulla değeri ölçülecek bir şey değil asla.

Birbirimizin hayatlarında kabusa sebep olup tüm bu yaşanası güzellikleri kaçırmaktansa, bir sevinç olup sevdiklerimizle birlikte sürmeliyiz keyfini yaşamın. O kadar güzel ki aslında çevremiz, olumsuzluklarla kafamızı bulandırıp, bir başka olumsuzluğa sebebiyet veriyoruz farkında olmadan. Gerek var mı kafamızı bulandırmaya? Var diyebilene acilen ruhsal tedavi öneriyorum. :)

Gece yarısı çekirgeden korkarak evin her tarafında çığlık çığlığa koşturup, sabah erkenden kalkacak olan ev ahalini uyandırıp, hep birlikte küçücük bir çekirgenin peşinden koşmak kadar komiktir hayat aslında. Dalga geçmeyi bilene..

Bir sokak çalgıcısı sayesinde nereden nereye geldik.. Herkese, sanat tadında bir yaşam, akordeon tadında bir sokak diliyorum. Sevgilerimle..

Saadet Erdoğan