Sustu…

Sustu…Konuşacak ne çok şey vardı bitirmeden önceydi…

Birazı yalan birazı gerçekti inanmak gibi yapmak en içten samimiyetsizliğimdi…

Baktık görür gibi hissetmiş gibi en hissiz halimizdi gerçeğin en içtensizliğiydi

Bilmediğimiz ne kadar çok yalanımız varsa, gerçekmiş gibi yaşadığımız…

Ne hislerimizdi ne de kendimiz bu kadar “yabancı” daha çok yalancı!

Sebepsiz yanlışlıklar peşinde koşarken yaşamaya takatimiz kalmamışçasına…

Son bulur çabasıyla kalakalmışlık en aciz anımızda…

Korktuğumuz her neyse yaşamamışlığımızdan, çekimser kalışımız galiba bundan!

Söylemek istediğimiz her ne varsa içimizde parçalanmışçasına…

Beklemekte!

Adımlarımızı bir ileri on geri atışımız bundan belki de…

Korktuğumuz duyguların eşliğinde…

Kaçışlarımız, saklanmışlıklarımız sustuklarımız her şeyiyle yok oluşumuz bundan işte…

Söylemek isteyip de söyleyemediklerimiz cesaretsizliğimizden sustuklarımız

Hep içimizde…

Sustu!

Konuşmak isterken; içimizdekilerini susturmayı nasılda başarıyoruz… Susmalısın, konuşmamalısın söylememelisin nasıl da diyoruz! Nasıl da korkuyoruz…

Kendimizi, içimizden terk edişimiz görmemezlikten gelişlerimiz bahaneler bulup yalnızlığa meyilimiz hepsi korkaklığımız sanki…

Ya zamandan ya da mekândan hep bu kaçışlarımız…

Ya aşktan ya da yalnızlıktan kendimizi oyalayışımız…

Ya başından ya da sonundan “korktuğumuz” için bu kaçışlarımız!

Ece Çekiç