Bir Gece…

Bir Gece...Gece, sonsuzluğu anlatıyordu sessizliğiyle. Ve müthiş bir hüzün.

İçim ürperiyordu. Küçük bir kız çocuğu gibiydim adeta. Gecenin karşısında sessizleşiyordum. Ürkek bir serçe gibi başımı saklayacak yer arıyordum.
Belki annemin şefkati, babamın kucağı…

Sessizliği bozan seslere karşı öfkeliydim. Doğallığı bozan seslere…

Böceklerin sesleri ve hırçın köpekler… Geceye anlam katıyorlardı.
Uzak mahallelerden gelen köpek sesleri ve yakınımdakiler. Ne diyorlardı acaba? Neye isyan ediyorlardı? Böyle hırçın…
Ne içindi öfkeleri?
Minik yavrular vardı bir de. Ne kadar da iç acısı uğulduyorlardı. Anlıyordum. Korkuyorlardı.

Okumaya devam et “Bir Gece…”

Gece Gece

Gece GeceKar dört yanı uçsuz bucaksız bir kefenle kaplamıştı. Uğursuz bir rüzgar deprem gibi sağa sola saldırıyordu, üstümüzde karanlığı giyinmiş gökyüzü, ardımızda kulak zarımızı zedeleyen rüzgar bizi adeta canımızdan etmişti.

Annem ve küçük kardeşim daha çok tedirgindi. Korku onları içine hapsetmişti. İrem anneme sarılmıştı ufacık gövdesiyle. Gözleri şiş, saçları sarı, ufak tefek bir şeydi kardeşim. Korkusu kuşkusuz ondan daha iri yapılıydı. Amansız kış mevsimini bütün günahlarıyla beraber yakmaya hazır sobamız, cehennem gibiydi. Patlamamak için kendini zor tutuyordu.

Okumaya devam et “Gece Gece”