İçimdeki Yangın

İçimdeki Yangınİçimde anlam veremediğim bir çocukluk… Ruhum hüzünle kavrulmuş. Zaman geçmek bilmiyor. Dört duvar arasında duygularımı dizginleyememenin verdiği çocuklukla yanıyorum. Nedeni yok, yanıyorum…

Yazdıklarımı armağan edeceğim kimsem yok, duygularımı dile getirebileceğim hiç kimsem…
Bir kağıdım ve kalemimin buluştuğu o mahzunlu geceler, tek dostum belki de.

Darmadağın olmuş saçlarım, kirpiklerimden damla damla akan yaşlar, yüreğimin derinliğindeki acı ve sonsuz dalgınlığım. Neden? Nedir bu yangının adı?

Kalabalıklar arasında yaşanan yalnızlık, yüreğime biriktirdiğim ihanetler olmalı. Kahkahalarım ardına gizlenen gözyaşlarım ise bedeli. Kabullenemediğim kaybedişlerim bedelimin en ağır sonucu. Ve sessiz geceye armağan edişim ruhumu.

Okumaya devam et “İçimdeki Yangın”

Sonbaharda Hüzün

Sonbaharda HüzünYine geldi yılın hüzünlü aylarından bir Eylül ayı. Soğuk havaların, yağmurların, esen rüzgarın habercisi. Her mevsimin kendine özgü bir güzelliği vardır. Heyecan getirir, özletirler kendilerini. Fakat Sonbahar ayrı bir duygusaldır. Tabiatın döküldüğü, insanların zoraki güldüğü mevsimdir.

Ayrılıkların en çok yaşandığı mevsimdir aynı zamanda. Ormanlardaki sarı ve turuncu renkler ve yağmur eşliğindeki yürüyüşlerim gelir aklıma. “Her gönül insanı yemiştir, ömründe birkaç kez, Eylül’ün tokadını.” diye ne güzel ifade etmiş Sonbaharı Servet Saygınoğlu. Çiçeklerin solduğu, ağaçların çıplak kalmış gövdelerinin üzüntüsünü görmektir Sonbahar. Bir de Sonbaharı sevenler vardır. Yağmuru sevenler gibi özeldirler. Islanmak ve üşümek değildir bu… Kederin endişesini ve tüm olumsuzlukları sulara bırakıp gelmektir, rahatlamaktır aslında.

Okumaya devam et “Sonbaharda Hüzün”