Konu ‘Yazmak’ Olunca

Konu Yazmak OluncaBen özlüyorum, özledikçe de yazıyorum. İnsan genelde özleyince yazar. Yani en azından ben öyle yapıyorum. İyi geliyor yazmak. Yalnızlığa iyi geliyor. Biraz da olsun unutturuyor. Olduğun yerden uzaklaşıp olmak istediğin diyarlara ücretsiz yolculuk imkanı tanıyor. Bunun için çok bir şey de gerekmiyor üstelik. Bir kalem, silgi bir de defter yetiyor. Hem yoldaşlık da yapıyor, her sıkıntını dinliyor. Sevincini, mutluluğunu paylaşıyor. Arkadaşın, dostun, sırdaşın oluyor. Konu “yazmak” olunca kağıt derya deniz oluyor.

Neyi mi özlüyorum? Çok şeyi… Mesela bir gecede üç şiir yazabildiğim yıldızlı geceleri özlüyorum. “Bir gece de üç şiir yazılır mı?” demeyin, yazılır. En azından ben yazıyordum. Neyse bunu daha sonra anlatırım.

Okumaya devam et “Konu ‘Yazmak’ Olunca”

Kolay Gele

Kolay GeleDönem dönem yazmakta o kadar zorlanıyorum ki… Nedeni de nereden başlayacağım ya da nasıl bitireceğim de değil halbuki. “Kusura bakma mektubum uzun oldu, kısasını yazmaya vaktim olmadı.” demiş ya hani düşünür.(1)

Yazmaya başladığımda ipin ucu kaçıyor ve durup okuduğumda sayfalar sürdüğünü görüyorum. Yazı üzerindeki ilgiyi kaybetmeden herkese ulaşabilmek adına yazılarımı mümkün olduğunca farklı boyutlar içerecek türde yazmaya çalışıyorum. Hem ilk okunduğunda anlaşılacak ve farkındalık sağlayacak kadar yalın olsun istiyor hem de tekrar tekrar okunup her bir cümlesi irdelendiğinde altında yatan derin anlamlar algılanabilsin diye arzuluyorum. Gerçi kaç kişi farketmiştir ki Ocak yazımın başlığının bakış açısı değil de Bakış Acısı olduğunu…(2) Okumaya devam et “Kolay Gele”