Tebessüm

TebessümBir çoğunuz bilirsiniz Abidin Dino’nun Mutluluğun Resmi’ni. Nazım Hikmet der ya “Bana mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin?” diye üstat da konuşturur fırçalarını ve o şaheseri yaratır. Biz de bakar bakar imreniriz o resimdeki çatısı akan fakir aileye. İşte öyle yazmak istiyorum ben. Yazılarımda kirli, pasaklı, üstü başı yırtık, eli yüzü çiziklerle dolu bir çocuğun gözlerindeki pırıltıyı bulun istiyorum. O yazıyı yazmak için uğraşıyor cümleleri arşa ulaştırmak istiyorum ve yazdıkça özgürleşiyorum.

Kalem kağıt ve düşüncelerden oluşan bir ülkenin hünkarı, askeri, köylüsü, sarayındaki cariyesi, batağındaki fahişesi, hizmet eden kölesi, sokağında bağırıp çağıran delisi oluyorum yazarken. Kalem çalıştıran cümleleri kusup masa başında buluyorum kendimi. Sanki karşılıklı iki camı açılmış bir oda misali zihnim. Uçuşuyor esintiden düşünceler yakalayabildiklerimi yapıştırıyorum kağıda yakalayamadıklarım bir birkaç gece daha konaklayacaklar o odada.

Zafer kazanmış bir generalin gururu, kafasına silahı dayamış bir adamın çaresizliği, ilk sevgilisinden tekmeyi yiyen bir gencin ezilmişliği, ilk kez sevişen bir erkeğin heyecanı ve daha teşbihini yapamadığım bir çok duyguyu hissediyorum iliklerimde ve kalem yardımıyla kağıda da ilikler açmaya çalışıyorum tüm amatörlüğümle. Bu dünyanın bu ülkesinin bu şehrindeki bu evinin bu odasından çıkıyor, başka dünyaların başka ülkelerinin başka şehirlerindeki başka evlerinin başka odalarına uzanıyor ve başkalarına anlatıyorum beni bilmediğim bir dilde. Yazıyorum çünkü yazarken biliyorum kim olduğumu ve kim olamayacağımı.

Eğer bir gün yazılarımda o çocuğu görürseniz yıkamayın onu. Ne yeni kıyafetler alın ona ne de pansuman edin yaralarını. Sadece gözlerine bakın onun ve gülümseyin tüm dişlerinizi göstererek. Büyüsün çocuk o gülümsemeyle. Gözlerindeki pırıltı sönmesin sonsuza dek kapandığında…

Engin Deniz