Uyuk

UyukBir günü daha geride bırakmış olmanın verdiği rahatlıkla yatağına uzandı. Başını yastığa koymak üzereyken uyuyanlardan olmayı öyle çok isterdi ki… Önce sırtüstü uzanıp yerleştikten sonra soluna dönerek sağ dizini ileriye açtı ve kolunu yastığın altına soktu. Sağ eliyle yastığı düzeltti.

Televizyon açıkken uykuya geçiş bir nebze kolaylaşıyordu ancak öyle olunca ertesi sabah baş ağrısı ile uyanıyordu. Odadaki karanlığı kıran gece lambasının yarattığı loşlukta gözünün önünde canlanan cisimleri hayal gücüyle şekillendirmeye çalıştı. Bir yandan gecenin sessizliğinde çalışan duvar saatinin tik tak sesleri düşüncelerine ritim tutuyordu.

Zihninde konudan konuya dolaşıyor, beyni dört nala ilerleyen bir at gibi; sahiden ne asil hayvandır o. Heybetli bedeni taşıyan incecik bilekler, yelesinin görkemi ve salınan kuyruk. Bugün yemek kuyruğunda beklerken önüne geçen kişiye gerekli lafı etmeliydi aslında. Gerçi ne farkedecekti ki, hayat öyle ya da böyle akıp geçiyor. Çoğu zaman şu ılımlı ve uzlaşmacı yanı ağır basıyordu. Nedense hep insanlık bende kalıyor, diye geçirdi içinden. Gidecek başka kimsesi yok galiba…

Derin bir iç çekti nedenini bilmeden. Yatağından doğruldu ve başucunda duran bardağı karanlıkta el yordamıyla bularak bir yudum şu içti. En son düşündüğü konu neydi aldırmadan yeniden yatağa uzanıp nefes alıp verişini dinlemeye başladı.

Son zamanlarda kendisini daha bir yalnız hissediyordu. Sık sık insanlarla bir araya geliyordu ama başka türlü bir yalnızlıktı bu. Eminim herkes kendini bir parça yalnız hissediyordur, bendeki özel bir durum olmasa gerek, dedi. Galiba yalnızlık duygusu gerçekte, kalabalıkların yarattığı insafsız boşluklardı.

Tatile çıkmak iyi gelecektir diye düşündü. Birkaç gün uzaklaşmalıydı, uzaklaştırmalıydı kafasını her şeyden. Evden, çevresindeki insanlardan, daha da önemlisi alışkanlıklardan. Hayat şu banka reklamındaki gibi A ile B noktası arasından ibaret olmamalıydı. Amaaan, dedi kendi kendine. Saçmalama, otur oturduğun yerde… Saat yine kimbilir kaç olmuştu! Yarın yine sersem gibi olacaktı.

Oturduğunuz yerde tatlı tatlı uyuklarsınız da yatağa geçince tüm büyü bozulur ya… Hayat da bir parça öyle, ne yapsak tam içimize sinmiyor ve hep bir şeyler eksik kalıyor. Sanırım ne elde etmek istediğimiz kadar neleri feda edebileceğimiz de önemli… Uyanma zamanı!

Engin Enginer