Voltran Voltran Voltran

Voltran Voltran VoltranHer güzel anda, her sıkıntıda koşarak danıştığımız Sezen Aksu’dan gelsin:

Ah kaldırımlar biliyor, bi’ devir muhteşemdik
Güz güneşinden hüzünlü, ilk yazdan şendik

Pazartesi sendromları, fobiler, ataklar gibi şeyler üretilip, duygu tüccarlığı henüz meslek erbaplarından sayılmazken, cumbada var gücüyle alttan kaldırdığım ve küçük demirlerini çevirip sabitlediğim camdan belime kadar uzanmış, Tekelci Fevzi Amca’ya sepet sarkıtıp, “bir şişe Koka Kolaaa” diye seslendiğimde biz henüz 80’leri ve 90’ları sürüyorduk.

Siyahın kasvetinden kurtarıp çocukların maviye boyanmasına karar verilmesiyle okullar daha bir şenlikli olmuştu. Fabrika ürünü olmayan, hepsi birbirinden farklı dantel yakalarımız, kantin nedir bilmeyen cılız çocukların besili beslenme çantaları, kapı önlerindeki turşucular, ipe dizili alıçlar, Ayşegül kitapları, kırtasiyeden aldığımız küçük poşetçikler içindeki renkli kolonyaları birbirimize fışkırtmalar, tatlı tatlı kaşınsın diye yapılan çocukluğun apoleti yaralarımız, bisiklet yarışları, bir nevi ‘ana’yasa cümlesi “terli su içme!” uyarıları, yakar toplar, pullarla süslediğimiz siyah arabaların kara şimşeğe dönüşmesi, aile bütçesi denen şeyi bilmek ve bir şeyi ısrarla istememek, bez bebekler, Topkapı Sarayı’ndaki havuza para atıp dilek dilemeler, efendi gibi maç izlemeler, annesi çıkmasına izin verilmeyen arkadaşı ne yapıp edip dışarı çıkartıp, söz verilen saatte geri dönmemeler… Kilo işi açıkta satılan ve külaha konulan bisküviler, lambada etekleri, Karate-Kid özentiliği, patates baskı, Serpil Çakmaklı saçları olan ablalar, yüksek bel pantolonlu, bol montlu abiler, ‘Herıld yani’ler, ‘Saat eti kemik geçiyor’lar, mis kokulu biber kızartmaları, Michael Jackson figürleri, pul ve para koleksiyonu, Elvan gazozları, gazoz kapaklarından oyuncak yapmalar, tebrik kartları, koklanasıca çatapatlar, Susam Sokağı, Yakari, Bir Başka Gece, Walkman efsanesi, Parliament Sinema Club’un sundukları, Zeki-Metin, Tanju-Rıdvan, kasete kaydettiğimiz sesler, tüplü çokokrem…

Yokluğun varlığa dönüştüğü en güzel dönemlerdi. Öyle çok ‘ler’ takısı kullandım ki, belki en güzel takı seti… En çok özlenen… Garip, daha dün neler olduğunu zar zor hatırlarken, o dönemleri hepimiz her anıyla hatırlıyoruz. Biz o dönemin çocukları, hala aşk ne demek biliyoruz.

Yine de benim için bütün o dönemi en güzel özetleyecek şey; pazar günü ailece yapılan kahvaltıda yenilen ‘Gülen Salam’dır. Onu kimsenin hatırladığı da yok zaten bilirim. Ama sen çık gel kocaman ağzınla her neredeysen, ben eksiklerine rağmen herkesi pazar sofrasına toplamazsam işte o zaman ağlat beni…

Meltem Özbey