Yalnızlığın Suçlusu Yalnız Kalandır

Yalnızlığın Suçlusu Yalnız KalandırKötü Adamın Ölümü

Tir tir titriyor. Önümde uzanan iskelet tir tir titriyor. Vücudunun her yerine delikler açılmış gibi, derisi saydammış gibi su akıyor. Altındaki şilteden sızan ter sandalyemin ayağına kadar geliyor. Bacaklarını birbirlerine bağladım. Ben sadece bir kez ölüm gördüm, onda da çocuktum. Babaannem ölürken annem bacaklarını birbirine bağlamıştı. Çünkü daha sonra o bacaklar birleşmiyordu. Ayrıca bana telefon ahizesini anımsatan bacakların dizleri birbirine çarpıyor ve tok bir ses çıkarıyordu. Adamın kafasında birkaç tel saç kalmıştı. Kaldığı yere ev demeye dilim varmıyor. Her yer küf, pislik dolu. Etrafta adamın ya da buraya giren çıkan hayvanların dışkıları var. Ağır bir sidik kokusu genzimi yakıyor. Adamın gözleri açık, tavana bakıyor. Sanki göğsü gözümün önünde eriyor. Her bakışımda kaburgaları biraz daha belirginleşiyor. Kim bu? Neden yanında kimse yok?

Onu bulduğumda sorular sordum. Bu birkaç saat önceydi. Önce onu çoktan ölmüş bir ceset sandım. Sonra ölmediğine karar verdim. Henüz ölmemişti. Kahverengi gözleri saydamlaşmış bir halde bana bakıyordu. Ben yaklaştıkça göz bebekleri de yavaşça beni takip etti. Bu adam ölüyor. Bu yaşlı adam ölüyor. Peki kim bu adam? Kimliğini bulamıyorum. Bir telefon numarası bulamıyorum. Kitaplar ve defterler var. Fotoğraf bile yok. Yalnız yaşıyormuş. Uzun süredir yalnız yaşıyormuş. Sanki terk edilmiş. Ben burada ne arıyorum? Neden buradayım? Pencerenin kırık camlarından dışarıya bakıyorum. Karanlık basmış. Uzaktan bir gitar sesi geliyor. Burası harabelerin olduğu bir sokak. Uzakta muhtemelen uyuşturucunun kullanıldığı böyle bir odada yok olan insanların gitara dokunduklarında ortaya çıkan ses tüm sokağa yayılıyor.

Çocukların yok mu diyorum. Defalarca yineliyorum. Beni duyuyor biliyorum. Bakışlarından belli. Çocuğu olmadığını anlıyorum. Muhtemelen hiç evlenmemiş biri. Terk bile edilmemiş. Etrafa bakıyorum. Telefon yok. Benim de telefonum yok. Benim neden telefonum yok? Ben kaç yaşımdayım? Ölmeyecek kadar gencim. Bu adam neden ölüyor? Çok yaşlı. Babaannem gibi. Babaannem neden öldü bilmiyorum. Aynen böyle ölmüştü. Etrafında bir sürü insan vardı. Hiçbiri ağlamıyordu. Sadece ölümünü bekliyorlardı. Bu adamın etrafında kimse yok. Babaannemi kimse sevmiyordu. Gitmeye yelteniyorum. Sonra dönüyorum. Adamın etrafında kimse yok. Yalnız ölmek nasıl bir şeydir? Bilmiyorum. Kötü bir şeye benziyor. Adam karşımda yalnız ölüyor. Eğer gidersem yalnız ölecek. Babaannem bile yalnız ölmemişti. Adam neden babaannem gibi ölüyor?

Kırık bir sandalyeyi çekip oturuyorum. Bir sigara yakıyorum. Adam çok derin soluyor. Hırıltı, sanki boğazında büyük bir şeyler var. O şeylerin arasından geçiyor hava. Neredeyse geçemeyecek. Morarıyor adam. Boğuluyor sanıyorum ama elimi değdiremiyorum. Adama yardım etmiyorum. Neden yalnız ölüyor? Kimseye yardım etmiş midir? Etseydi yalnız olur muydu? Acaba kaç yaşında? Ölecek kadar yaşlı. Ölecek kadar yaşlı bir adama yardım etmemem, yalnız ölmeme sebep olabilir mi? Yalnız ölen adam, ölmeyecek kadar gençken, ölen bir adama yardım etmiş midir? Ben iyi biri değilim. Bunu biliyorum. Beni tanıyan herkes biliyor bunu. Beni tanıyan herkes benden ya da bir şeylerden kaçıyor. Ben birilerinden ya da bir şeylerden kaçarken bu adama denk geliyorum. Adamla benim aramda bir bağ var bunu biliyorum. Göğsümde, hissediyorum. Adam neden babaannem gibi ölüyor?

Babaannem öldüğünde üzülmedim. Anneme hayatı zehir etmişti. Annem öldüğünde yanında değildim. Ben de hayatı ona zehir etmiştim. Şu anda, bir ayağı kırık sandalyeyi dengede tutmak için ağırlığımı öne doğru vermişken, dolayısıyla ölmekte olan yaşlı ve yalnız adama isteksizce yaklaşmışken, annemin iyiliği için öldüğünde yanında olmadığımı düşünüyorum ve adam o anda, feri sönmüş gözlerine tanrıdan hayat üflenmiş gibi gözlerimin içine bakıyor. Tüm vücudundan oluk oluk akan ter yüzünden olacak, dev kanyonlar gibi yarık yarık olmuş dudakları sanki dikişliymiş gibi, yırtılırcasına birbirlerinden ayrılıyorlar. Boğuk, buğulu, çirkin bir ses çıkıyor dudaklarının arasından, belki de adam hayatında en çok zorlandığı şeyi yapıyor, seni tanıyorum diyor. Yapayalnız, berbat bir yerde ölmekte olan, geçmişi muhtemelen kötülük ve yalnızlıkla geçmiş bu adam beni tanıdığını söylüyor. Şu anda ben dünyanın her hangi bir yerinde herhangi bir şey yapabilecekken ve adam dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir şey yapabilecekken ya da ölebilecekken ve herhangi biri şu anda benim yerime burada olabilecekken, ben burada bu adamın yanındayım, bu adam burada benim karşımda ve hiç kimse yok. Eğer farkındaysanız bu adam birkaç saniye önce beni tanıdığını söyledi. Ben kimim? Bu adam kim? Kim olarak benim kimliğimi tanıyor?

Nedametin ağır kokusu bacaklarının arasından sızıyor. Baştan aşağıya nedamet kokuyor, nedamet gözlerinde nedamet bakışları ve dilinde dökemediği bir nedamet. Bir kelimeyi çok fazla tekrarlarsanız yabancılaşırsınız. Bir hikayeyi çok fazla okursanız yabancılaşırsınız. Aynaya çok fazla bakarsanız ve hayatı çok fazla izlerseniz. Aynaya bakmak ve hayata bakmak aynı şey. Aynada gördüğünüz ve hayatta gördüğünüz şey, eğer çok dikkatli bakarsanız çirkin. Kusurlarla örülü bir yüz ve kusurlardan örülmüş bir yumak olan hayat. Ancak nedamet yabancılaşılmayan tek kelime, tek yüz ve tek gerçek. Nedametten başka bir anlamı olmayan adam yabancılaşmanın olmadığı bir bağlamda. Adamla aynı bağlamdayken yabancılaşamıyorum nedamete, adama. Nedamet-adam gözlerimin önünde ve başka hiçbir şey yok sanki. Nedamet-adamın içinde nedamet gibiyim.

Kırışmış gözbebekleri bana bakıyor. Kırışmamış gözbebeklerim adamın gözlerinde. Bir nedametin iki ucunu oluşturan gözlerin ortasında geçen sürede kimler vardı? Adamın yanında kimse yok. Sokaklarda yalnız dolaşırken bulduğum harabede ölmekte olan bir adam var. Yanımda kimse yok. Adamın yalnızlığına üzülmüyorum. Bir yalnızlığın tek suçlusu yalnız kalandır. Kimse adamı yalnız bırakmadı. Konuşurken tekrarladığım kelimeler, nedamet, kimse, yalnızlık ve yok. Neden başka bir şey bilmiyorum? Bu kadar yaklaşmışken şimdi heyecanlanıyorum. Heyecanlandıkça sanki daha hızlı düşünüyorum. Hikayelerde biri öldüğünde öldü yazar. Biri öldüğünde öldüğünden bahsederler ve ölüm saatini yazarlar. Adam öldüğünde ölümünden bahsedecek biri olacak mı? Adam öldüğünde olmakta olan bir şey olmayı bırakacak mı? Ölmek üzere olan bir adam ölmek üzereyken neleri düşünür ki? Bunu bile bilmiyorum. Sanırım, karısını düşünür ve çocuklarını düşünür. Ama bu kadar yaklaşmışken, bu nedamet. Ölmek üzere olan adam yanındakileri düşünür peki yanında kimse olmayan adam ölmek üzereyken ne düşünür? Ne düşünür, ne düşünür? Belki gençliğini oturtur yanı başındaki ayağı kırık sandalyeye…

Umut Onur Çöpür