Yaşamın Kareleri; Prens Adaları

Yaşamın Kareleri; Prens AdalarıBora EKE’nin kamerasından Yaşamın Kareleri: “Prens Adaları, İstanbul”

Yaşamın Kareleri üzerine…

Hayat denen yolculuğa yalnız başlayıp, onu yine yalnız tamamlayacağımız aşikar. Bununla birlikte kendini bulmak adına yola çıkmış bir insanın, yolculuğu süresince ne yalnızlığı ne de ölümlülüğü bâki değildir.

Yolculuğun boyunca yaşadığın hatıralar, müjdeleyicisi olur mutluluğu getiren yeni haberlerin! Yola çıkmak ve yoldakileri anlayabilmek, farklıklara ve bunun yaratmış olduğu çeşitliliğe tolerans gösterebilmek, hayatın tualine kendinden bir renk katabilmek.

Prens Adaları

Yer: İstanbul. Gerek tarihi gerekse kültürüyle medeniyetlere ev sahipliği yapmış yaşayan bir şehir. Hayatımın yeni sayfasında bir süreliğine sizlere buradan yazıyor olacağım.

İnsanların ve binaların kalabalığından bir kaçış benim için adalar. İnsanı güzellikleriyle ve sadeliğiyle büyüleyen bir yoldaş.

Bostancı sahilinden yola çıkıyorum. Vapurumuz sırayla Büyükada, Heybeliada, Burgazada ve Kınalıadaya uğrayacak. Seçimimi Burgazada’dan yana kullanıyorum. Nedeni, bir mecmuadan Sait Faik Abasıyanık’ın müzeye dönüştürülmüş evinin burada olduğunu öğrenmiş olmam. Adaya inince sizi karşılayan da uğurlayan da zaten Abasıyanık’ın tahtadan oyulmuş heykeli oluyor.

Şirin bir kasaba merkezi var. Elimde kameramla yürümeye başlıyorum. Denize girilen koyları, yeşil tepeleri aşıyorum. Ara sıra yanımdan bisikletliler ve turistleri taşıyan faytonlar geçiyor. Bir ara ağaçların altında soluklanırken, mis gibi çam kokususunu soluyorum cigerlerime.

Adanın uzak noktalarında kiliseyi buluyorum. Abasıyanık’ın müze evinin kilisenin yakınında olduğunu bildiğimden heyecanlanıyorum. Kilise kısmen kapalı, giriş kısmında benim gibi bir turist var. Çıkışta turistle selamlaşıp, ona Abasıyanık’ın müze evinden bahsediyorum ve o da bana katılabileceğini söylüyor. Cleal nerelimiymiş? Vancouver. Dünya ne kadar da küçük. Beni tanıyanlar Vancouver’ın hayatımdaki yerini bilir. Müze tadilatta olduğunu öğrenince, sahile karşı biralarımızı içtikten sonra Büyükada’ya geçiyoruz.

Size Büyükada’yı nasıl anlatsam? Küçük, sevimli ama biraz da kalabalık bir kasaba merkezi var. Etrafınızda dondurmacılar, lokmacılar, restoranlar, kafeler. Bu adada faytonlar ve bisikletliler her yerde! Etrafta beyaz boyalı tahta oymalı villalar var. Bir kahvehanede İzmir lokmaları ile çayımızı yudumlarken, Cleal’a pişti oynamayı öğretiyorum. Karnımız acıkınca da ara sokaklarda salaş bir lokantada mantımızı yiyoruz.

Vapurla dönüş yolundayız. Kararan hava içinde ışıklarıyla parlayan adalar; bana ben burdayım ve seni bekliyor olacağım diyor sanki!

Geri geleceğim. Şimdi sıra yaşamın karelerinde.

Huzur ve sevgiyle,




Bora Eke
28.07.2012
Adalar, İstanbul, Türkiye

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

EnginDergi Enginer Dijital Hizmetler | Tüm Hakları Saklıdır. © 2008 - 2024