Yitik Akşam Notları ‘1

Yitik Akşam Notları '1Bilmen Gereken Şey Anlaman Gereken Şeydir.

İzmir’de güneşli bir pazartesi, sendrom kokan bütün insanların hıncahınç doldurduğu bir otobüste, ayakta ve oturmak için yer arayan bir adam, elinde kitapları, gözünde kalın siyah çerçeveli gözlüğü, vücudunun üst kısmını saran ekoseli gömleğinin verdiği rahatsızlıkla, bir yandan demire tutunuyor diğer yandan akan burnunu silmek için bir çare arıyordu. Bu durum sanki dünyanın en mühim meselesiymiş gibi burnuna konsantre olmuş, etrafa telaşlı gözlerle bakıyordu. Hemen arkasında duran bir kadın; sırtları neredeyse birbirine değecek. Otobüsün en arka tarafında, çoğunluk koltuklarında oturan ben olacakları önceden tahmin edebiliyordum. Otobüs bir durakta durduğunda adam burnunu silmek için kolunu burnuna götürdü ve ekoseli gömleğine sildi. Lakin bu hareketi yaparken diğer elinde tuttuğu kitaplar kadının kalçasına değmişti. Kadın arkasını döndü ve;
‘Hayvan. Sabahtan beri götümü elliyorsun. Utanmıyor musun? Pis sapık.’ diye bağırdı. Adam kıpkırmızı kesildi. Ne diyeceğini bilemedi. Otobüsten sesler yükselmeye başladı.
‘Tüüü yazıklar olsun. Aile terbiyesi görmemiş adam. Utanmaz.’
Adamın nefes alış verişi değişti. Yüzü resmen bir şeker pancarı gibi olmuştu.

Elimde not defteri. Bitmek tükenmek bilmeyen bir iştahla olanları not ediyordum. Şu an bulunduğum ortamda vuku bulan şey tamamen bir yanlış anlaşılmadan ibaretti. Peki bu adam, bu şekilde bir olayda, yani sapkınlık gibi bir suçlamanın yoğun olduğu ülkede nasıl kendini aklayabilirdi. Aklayamazdı. Nedeni ise bu korkunun, sosyolojik bir korku haline gelmesiydi. Neden kendini savunmuyordu? Neden kadına elinin değil kitapların değdiğini söylemiyordu?

Yanımda oturan adam not defterime baktı. O bakmaya devam ederken deftere şöyle bir not geçtim: ‘Yanımdaki adam not defterime baktı!’ Hemen kafasını çevirdi. Güldüm. Sonra başka bir kadın oturduğu yerden,
‘Böylelerini hadım edeceksin hadım.’ diye bağırdı. Hayretle kadına baktım. Bu tarz olaylara çok sert tepki veren insanların geçmişlerinde böyle bir travmaya maruz kaldıkları bilinen bir durumdu. Lakin insan psikolojisi hakkında en genel kanılar bile geçerli sayılmayabilirdi. Pekala, olayı şöyle özetleyelim. Bir kadın bir adamı yanlış anlıyor. Lakin yanlış anladığını bilmiyor. Fevri bir çıkış yapıp, adamı suçlu ilan ediyor. Adam tepki vermiyor. Neden tepki vermiyor?

Bir adam cinsel taciz mağduru olan kadına yerini verdi. Kadına yer veren adama baktım. Gür sakallı, kötü mizaçlı, gülmeyen bir adamdı. Boynundan gerdanına kadar olan bölümde bir yara izi vardı. Sakalı az da olsa yarayı kapatmıştı lakin belli oluyordu. Bir şey yaptı. Cinsel taciz zanlısına sırtı dönükken, birden önünü döndü. Birden ileri geri hareket yaparak, ‘Nasılmış, nasılmış dayamak gör bakalım.’ diye bağırmaya başladı. Zanlı şok oldu. Gözlerini kapatıyor, gelen yaşları bastırmaya çalışıyordu. İşin kötü yanı otobüs trafiğe girmişti.

‘Neden konuşmuyorsun haa. Neden? Sizin gibi .bnelere bunu yapmak lazım ki adam olun.’

Şok olmuştum. Bir yandan bu olanları not ederken olayı anlamaya çalışıyordum. Birden neden adamı savunmuyorum diye bir şey geçti içimden. Lakin korktum. Öyle korktum ki ne diyeceğimi bilemedim. Bu sakallı haydudun yaptığı şey, taciz zanlısının suçlandığı şeyden daha beterdi. Durmuyordu. Adamın ensesine bir köpeği tutarmış gibi ellerinin arasına aldı. Adam sıyrılmaya çalıştı. Kaçamadı.
‘Ulan sizin yüzünüzden kızlarımız dışarı çıkamaz hale geldi .rospu çocukları.’

Adamı süzdüm. Zanlının ensesine yapıştırdığı elinin başparmak ile işaret parmağının arasına gelen bölümde üç nokta dövmesi vardı. Bunun anlamı körüm, sağırım, dilsizim ya da görmedim, duymadım, bilmiyorum. Pekala bir çıkarım yapalım. Geçmişinde suç eylemlerinde bulunan kişiler, suç işlemeyi bırakınca, adalet savunucusu haline gelirler. Şimdi bir sabıka kaydı elimde olsaydı belki de bu adam değişik suçlardan içeride yatmış olabilirdi. Adam bir açık daha verdi. Diğer elini uzattığında kolundan bileğine taşan dikenli tel dövmesi, cezaevlerinde yapılan özensiz dövmenin ta kendisiydi. Lakin bu şekilde, zihnimde yarattığım bu tahlilin hiç bir yere varmayacağını anladım. İkisine birden baktığımda beyefendi görünümlü ekose gömlekli adamla, diğer şahsın tamamen yanlış yerlerde olduğu kanaatine vardım.

Otobüs durdu. Zanlı kendini güçlükle dışarı attı. Hemen arkasından haydut indi. İşte o zaman endişelendim. Ne yapacağımı şaşırdım. İçimde kocaman bir korku oluştu. Kapı kapandı. Hemen ayağa kalktım ve bir sonraki durakta inmek için düğmeye bastım. Otobüste konuşmalar devam ediyordu. Aralarından ‘ohh şimdi o herif bunu bir güzel döver.’ ‘Müstahak bunlara, müstahak!’ ‘Bunları ibreti alem için asacaksın.’ Otobüs durdu. Hemen inip koşmaya başladım. Diğer durağa vardığımda kimse yoktu. Ara sokaklara daldım. Muhtemelen kuytu bir yere çekip adamı perişan ediyordu. Tam yarım saat boyunca aradım durdum. Bulamadım. Sahile, buluşma yerine gittim. Banka oturdum.

Denize bakıp şöyle söyledim. ‘Tüm insanlara Sabahattin Ali dürüstlüğünden yazıyorum.’ Neden dediğimi bilmiyorum. Evet derinlerde, bilinçaltımın karmaşasında oluşan bir kaç kötü anı hayatımı etkiliyor olabilirdi lakin, canım her sıkıldığında kaleme sarılmam, bir kaç not almam ve daha sonra bunları birleştirip bir yazı oluşturmam muhtemelen beynimin en derininde vuku bulan sorunları parçalar halinde çözmemi sağlıyordu. Yazarak, not alarak yüceliyordum. Evet, evet olan buydu. Omuzlarımı iki el kavradı.

‘Demek Sabahattin Ali dürüstlüğü ha. Bak bunu sevdim.’ dedi. Bankın etrafından dolanıp yanıma oturdu.
‘Bugün ne öğrendin?’ diye sordu.
‘Bir adamın çaresizliğini. Lakin otobüs fikri ilginçmiş üstadım. Böyle bir sınavı beklemiyordum.’ diye fısıldadım. Gülümsedi.
‘Asıl sınav benimdi. O an hissettiklerimi, otobüsteki insanların sözlerini, suçlanışımı hayatım boyunca unutmam.’ dedi gülerek.
‘Karakter seçimi yapacağınızı biliyordum ama bu bir sapık olunca ne yapacağımı şaşırdım.’
‘Asıl karakterimiz işlemediği suçtan ötürü suçlanan biriydi. Kusursuz bir profesyonel olarak davrandın seni tebrik ediyorum.’
‘Masum olduğunuzu bildiğim halde, sesimi çıkaramadım ve bu beni çok kötü bir ruh haline soktu.’
‘Evet işte o konuda profesyoneldin ama bugün ne öğrendin sorusuna verdiğin yanıt yanlıştı. Yani bir anlamda doğru lakin analiz etmen gereken kişi ben değildim. Çevredekilerdi.’
‘Onları da yaptım üstadım.’
‘Evet ama benden daha çok etkilenmişsin.’
‘Sana bir soru, adalet kavramını bir insana nasıl yakıştırırsın.’
‘Ben bunu dürüstlükle bağdaştırıyorum. Bir insan ne kadar dürüstse o kadar adildir.’
‘Çok güzel. Ensemi sıkıp, bana arkamdan kötü şeyler yapan adam hakkında neler düşündün?’
‘Onu bir suçlu olarak gördüm. Notlarımı aldım.’ Beynimde şimşekler çaktı. O adam ne olmuştu? ‘Peki ya o adam ondan nasıl kurtuldunuz.’ diye bağırdım korkuyla. Kahkahayı bastı.
‘Birazdan burada olur.’ diye bağırdı.
‘Anlamadım.’ dedim şaşkın bir surat ifadesiyle.
‘Arkadaşımdır. Kendisi tiyatro sanatçısı. Kabul et bu seferki oyunu gerçekten güzel oynadı.’
‘Hay aksi nasıl anlamadım.’ Kendimi suçlayarak.
‘Ahh hadi kendini suçlama. Biliyorsun bizim meslekte suçlamalar, bizi aşağıya çeker.’

Arkadan bir kahkaha yükseldi. ‘Hahahaha.’
‘Kusura bakmayın geç kaldım. Bu dövmeler gerçekten zor çıkıyor.’ dedi.
‘Gördüklerimin hepsi makyaj mıydı? Yara izin de yok olmuş.’
‘Evet hepsi bizim ekip tarafından yapıldı.’ dedi haydut.

Bir müddet olayı konuşmaya devam ettik. Daha sonra üstadım aynı soruyu sordu:
‘Bugün ne öğrendin?’
‘Gözden kaçan küçük ayrıntılar konuyu belirleyen ana unsurlardır.’ dedim kendimden emin bir şekilde.
‘Detaycı düşünüyorsun. Oysa aradığımız şey sadelik. Her şey varoluşunda sadedir. Sonra biz onu alır karmaşaya sürükleriz.’ dedi.

Gözden kaçırdığım şey muhtemelen insanın sürekli olarak yaptığı lakin yaparken farkında olmadığı bir olguydu. Daha fazla analiz yapamayacağımı anladığımda üstadıma dönüp,
‘Bugün ne öğrendim üstadım?’ diye sordum.
‘Önyargıyı.’ dedi sessizce.

Tuncay Ünaydın

[Editörün Notu: Yazının devamı niteliğindeki Yitik Akşam Notları ‘2 isimli paylaşımı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.]