Zaten Hiçbirinizin Soyadı Bana Yakışmıyordu Beyler

Yeter Yeter! Beni bırak seninle kendi halime. Yeter artık içindeki yabancıya söyle gitsin.
Bir ilişkinin can çekişme aşamasına pek bir uygun parça, takdir ediyorum seni Yonca Lodi.

Zaten beni hep aşka getiren bu şarkılar. ‘Çoktan unuturdumm ben seni çoktann, ah bu şarkıların gözü kör olsun’. Hayatınızda aşktan vazgeçtiğiniz, ümidi kestiğiniz monoton günlerin birbiri arkasına geldiği, çalıştığınız işten bıkkınlık geldiği, sigara kahve bira patates çikolata, ‘Aman bekarlık sultanlıktırr oğlumm’ diye sayıkladığınız ama bu durumdan içten içe sıkılmaya başladığınız, kız arkadaşlarla yapılan muhabbetlerle geçen günler vardır. İşte tam bu günlerde bir şekilde; metrobüste, tramvayda, facebookta, arkadaşlar vasıtasıyla, yolda, kitapçıda, parfümeride, alışveriş merkezinde, tuvalette, okulda, işyerinde, bakkalda, kasapta biriyle tanışırsınız.

Yakışıklıdır ya da ‘***üme benziyor’ denilen cinstendir. Çok iyi konuşuyordur sizi anlıyordur, size iltifatlar ediyordur. Unuttuğunuz kadınlığınızı size yeniden hissettiriyordur. Çok ortak noktanız vardır ya da siz zorla noktalarınızı uydurmaya çabalıyorsunuzdur. Çok güzel öpüşüyordur, ona tav olursunuz veya tam tersi sebil sübyandır hiç bişey bilmiyordur, bu hoşunuza gider. Size sürprizler yapıyordur, gelecek hayallerinize bir anda girmiştir. Çocuklarınız bile olmuştur bir anda, şaşırırsınız böyle bir erkeğe ilk defa denk gelmişsinizdir. Evlilikten bahseder sizi can alıcı noktadan vurur ipneler. Ya da özgür takılan evlilik, çocuk karşıtı bir bebedir, bu yanı size çekici gelir. Malum biz kadınlarda öyle bir taraf vardır nerde ipsiz sapsız biri buluruz özenle ağzımıza sıçtırırız. O kadar ruhunuza dokunuyordur ki hele hayatınıza önceden giren domuzlardan sonra ilaç gibi gelmiştir. İŞTE! Asıl en büyük hatamız burada başlıyor. Canım ciğerim; önceki domuzlar da ilk başta romantik prens ayağına kandırdı seni zaten. Gerçek yüzünü göstermeden içine içine işledi, evinin kadını çocuklarının anası yaptı seni. Ya daa öyle bir aşık etti ki kendine seni, sıçtığı boku bile nimetten saydın, en büyük hatalarını göremedin. Büyü gibi bir şey bu.

Velhasıl kelam bir şekilde sen bu adamı hayatına soktun. Biz kadınlar hemen teslim olmayız aslında, erkeklerin canına okuruz en başta. Gezdin tozdun, sinemalar, barlar, cafeler güzel eğlendin. Evine girdin, ebeveynle tanışma badiresini en az hasar alacak şekilde atlattın. (Hiç Sevmem Bu Olayı)! Her şey çok güzel, herif gözünün içine bakıyor, hastalanınca sümüklerini o temizliyor, sevişirken sana bir Angelina Jolie, bir Demi Moore, bir Pamela Anderson muamelesi yapıyor. Diyorsun ki ‘Bu herif beni ***sen aldatmaz abi’. Arkadaşlar tanıştı hatta çöpçatanlık bile yaptınız. Herkes gıpta ile bakıyor size. O zamanlar diyorsun ki ‘Ben buna teslim olayım belli mi olur belki çocuklarımın babası bu olur, zaten soyadı bana yakışıyor’. Bunu dediğin an aslında o an ayrılık fermanını imzalıyorsun.

Elizabeth Gilbert ‘Ye Dua Et Sev‘ kitabında şöyle yazmıştı; ‘Ben ince bir zar gibiyim, kime aşık olursam onun şeklini alıyorum. Eğer sana aşıksam birçok şeye sahipsin demektir. Parama, kıçıma, aileme.. Bütün borçlarını senin için öderim, ailene Noel hediyeleri hazırlarım, seninle bıkmadan sevişirim, aklına gelebilecek en uç şeyleri yaparım. Ta ki yorulana dek, yeniden yenilenmemin tek yolu bir başkasıdır.’ Aslında birçok şeyi özetlemiş.

Üstüne düşmeler, kıskançlık krizleri, kavgalar, umursamamazlıklar, delirmelerle geçen günler.. Öyle bir sahipleniyorsun ki bir yerden sonra ‘Benim’ diyorsun ya.. Benimmm. Başkası bakamaz, öpemez, koklayamaz. Gizemini kaybediyorsun. Adam da anlıyor bunu ve bunun rahatlığıyla davranmaya başlıyor bir süre sonra. Öyle bir hal alıyor ki Dünya ***ime Minare modunda takılıyor. Bu kadar sahiplenmeyeniniz varsa çok takdir ediyorum sizi. Ama bana kalsa akvaryum alıp oraya tıkıcam adamı, beni görsün, ben yemek vereyim, benimle sevişsin, bana itaat etsin, başkasıyla değil hep benle konuşsun oluyorum. Çok çabalasak da bir yerden sonra kadınla erkek rolleri değişiyor her iki tarafta evrim geçiriyor. Bunu kabullenebilenlere ne mutlu. Kabullenemeyenler yanlız değilsiniz canlarım.

Hep mi erkekler suçlu? Hayır değil tabi ki. Erkekler her zaman odundur, kabadır, pislik bir tarafları vardır, tek eşli kalamazlar, zoru severler, güzel bacaklı, kalçalı bir kadına hayır diyemezler, kovalarsan kaçarlar, bencildirler. Bunu biz çok iyi biliyoruz ama işimize gelmiyor, adamı hayalimizde makyajlayıp önümüze sunuyoruz ve kendimizi kandırıyoruz. Tabi bu kadının daha fazla sevdiği bir ilişki tipidir. Bakma biz acayip şeytanız da bütün numaralarımız aşık oluncaya kadar.

Bir ilişki bitince de zaten (ki bu raddeye geldiysen toprağa göm ardından dua oku) bira şişeleriyle sevişmeye başlarsın, aşk ayrılık ihanet entrika dolu şarkılar can yoldaşın olur, arkadaşlarından hep ‘Sen daha iyisine layıksın’ sözünü duyarsın. Ama o ağzını burnunu kırdığımın iyisini hiç bulamazsın. Ve böyle geçen aylardan sonra yine birisiyle tanışırsın ya da eski sevgiliye bir şans verirsin. Aşık olursun ve bu oyun böyle sürüp gider. Ben bu oyunu bıkmadan oynayanlardanım, pişman mıyım hayatımdan çıkarttıklarım için? Hayır.. Zaten hiçbirinin soyadı bana yakışmıyordu.

Dilşah Kalkan