Masalsı Çelişkiler

Masalsı ÇelişkilerGünlerden bir gün, pire berber iken deve tellal iken diye başlarmış eski masallar. Ülkenin birisinde diye devam edermiş. Ezilenlerin gün gelir devran döner hesabı mutlu sona eriştikleri masallar anlatılırmış hep.

Masallarla büyüdük biz, sonra da gerçek dünyaya uyum sağlamamız istendi. Önce hayal kurmayı öğrendik ardından hayallerimizi öldürmeyi. Şarkılar, filmler, diziler arabesk kültürünü sundu. Bilinçli ya da bilinçsizce ince ince içimize işledi. Batsın bu dünya dedik, kavuşamayan aşıkların hazin öykülerinde bulduk kendimizi.

Gerçekten yaşamayı değil de yaşıyormuş gibi yapmayı, acı çekmeyi, sabretmeyi öğrendik. Dünyaya neden geldiğimizi, varoluş amacımızı unuttuk. Kaç kere sil baştan başladık. Anlaşılmayı bekledik de hiç anlamaya çabalamadık. Baktık ama göremedik. Korktuk.

Korkusuz doğan bizler her geçen gün yeni bir yasakla bilendik. İki kere iki her zaman dört etmiyordu bu hayatta. Mutlu olanlar bu eşitliğin dışına çıkıp asıl dengeyi sağlayabilenlerdi. Oysa dengeyi kurmak öyle güçtü ki; ve artık gücümüz de tükenmişti, yorulmuştuk. İstesek dünyayı değiştirebilirdik ama istemiyorduk işte, ne istediğimizi bile bilmiyorduk.

Masalsı ÇelişkilerHiçbir kural ‘gerçek’ değildi aslında, dünyanın bile ekseni kayabiliyordu. Gece gündüze gündüz geceye karışmıştı; iç dünyamızdaki denge nasıl bozulmasın! Dengeyi sağlamak, yitip giden düzeni yeniden kurmak için uğraşmaya cesaretimiz bile kalmamıştı, nereden başlayacağımızı bilmiyorduk ki. Başkalarının hayatını da yaşamak istemiyorduk. Oysa mutluluk rolleri üstlenmekten geçiyordu. Derdimiz mutlu olmak da değildi aslında bir parça huzur arıyorduk sadece. Doğru yere mi bakmıyorduk, yoksa, yoksa ne… Öyle ya da böyle geçiyordu zaman.

Sorular yeni soruları beraberinde getiriyordu, sorguladıkça yalnızlaşıyorduk. Yalnızlık! Hissettiğimiz bu muydu, derdimiz tüm o kalabalığa rağmen yek olmak mıydı? Kendi dünyamızı kurup şizofreni içerisinde kaybolup mutluluğu, huzuru yakalayabilir miydik yoksa her şey daha da mı kötüye… daha da kötü olabilir miydi gerçekten?

Kalabalığa karışıp benliğimizi yitirmeye satabilir miydik her şeyi, sadece dinginliği yakalayabilme adına bu oyuna dahil olmalı mıydık? Yalnız bir bozkırkurdu sürüsü haline gelmiştik.

Masalsı ÇelişkilerCehalet erdem miydi! Ama artık bazı şeyler için çok geç idi; öğrendiklerimizi unutmak istemiyor, fazlasını arzuluyorduk ama bu arzu uyuşturuyordu bizi. Acıdan başka bir şey hissetmez olmuştuk. Ne acı çekmek istiyor ne de ilerlemeye yelteniyorduk. Hayat anlamsızlaşıyordu, eskisi gibi tat alamıyorduk, hiçbir şey keyif vermiyordu. Tatmin olamıyorduk bir türlü.

Hayatın cilvelerine karşı gülümseyip başımıza gelenlerle dalga geçmekten başka şansımız yok gibi duruyor. Yüzmeyi başaramıyorsak; boğulmamak için çırpınmak yerine, hareketsizce sırt üstü uzanmak gerek. Belki akışına bırakırsak onlar erer muradına ve biz de çıkarız kerevetine.

Engin Enginer
15.06.2011

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

EnginDergi Enginer Dijital Hizmetler | Tüm Hakları Saklıdır. © 2008 - 2024