20. ve 21. Yüzyıl Bireyleri

20. ve 21. Yüzyıl BireyleriZamana sadece bulunduğumuz anı gözlemleyerek değil biraz daha geniş bir pencereden bakalım.

Kuşak veya Jenerasyona, belirli bir dönemde doğan insanların oluşturduğu nesile verilen isim diyebiliriz. Günümüzde genellikle bir dönemin sosyal veya kültürel yapısını vurgulamak için sıklıkla kullanılan bir terim haline gelmiştir.

Kuşaklar arası farklılıklar her yüzyılda, her dönemde, her çağda belirgin olarak hissedilmektedir. Kuşaklar arası çatışmalar toplumda önemli problemlere dönüşürken, eski kuşakların yenileri anlamaya çalışması toplumun gidişatı açısından son derece önemlidir.

Günümüzde kuşaklar (jenerasyon) keskin çizgilerle 4’e ayrılır: Baby Boomer, X, Y ve Z kuşakları.

Baby Boomer Kuşağı (1946-1964 Arası Doğanlar)

Bunlara “Sandviç Kuşağı” da deniyor, çünkü aynı evde önce çocuklarına, sonra yaşlanan ana-babalarına baktılar. Dünyanın insan hakları hareketlerini, radyonun ise altın çağını yaşadığı yıllar. Sadakat duyguları yüksekti, kanaatkarlardı; aynı yerde uzun süre çalıştılar. Teknoloji kimine yakın kimine uzak oldu, çok benimse(ye)mediler. Aslında babaları gibi otoriteye saygılılardı.

İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonraki “nüfus patlaması” yıllarında doğan bu 1 milyar bebeğe “Baby Boomers” deniyor. Bu kalabalık bebek nüfusu büyüdükçe, ihtiyaçlarına göre çeşitli sektörler de her on yılda bir müthiş büyüme gösterdi. 1960’lı yıllar televizyon yılları; 70’ler fast-food; 80’ler gayrimenkul yılları; 90’lar artık sıra yaşam kalitesini yükseltmeye geldiği için, mikrodalga gibi elektronik ev aletleri ve ardından iletişim patlamasıyla internet ve cep telefonu yılları oldu. 2000’lerde artık yaşları 50’yi geçmişti, ceplerinde paraları vardı, ömrün uzadığını biliyorlardı. “İyi yaşlanmak” hatta mümkünse yaşlanmamak için sağlık ve bakım sektörlerini de patlattılar. Savaş sonrasının yokluklarını, sıkıntılarını unutmadılar, zenginleşmenin tadını aldılar.

X Kuşağı (1965-1979 Arası Doğanlar)

1965-1979 arası doğanlara X Kuşağını oluşturmaktadırlar. Teknolojiye adapte olmakta ciddi sorunlar yaşayan, değişimi kabul etmekte zorlanan, kurallara uyumlu, belirli bir disiplin çerçevesi içerisinde yetişmiş, sabırlı ve otoriteye saygılı kuşak X kuşağı olarak adlandırılmaktadır.

Belirli çalışma süresinden sonra kademe atlayabileceklerine inanırlar ve sabırlıdırlar. Daha çok, keyifli yaşamak için çalışırlar. Ayrıca bu nesil, çok fazla icatlara ve buluşlara şahitlik etmiştir. Dünyaya gözlerini merdaneli çamaşır makinesi, transistorlu radyo, bantlı teyp, pikapla açan X nesli internetten, ipad’lere, akıllı telefonlara kadar pek çok yeniliğe şahit olmuştur.

Sadakat duyguları duruma göre değişir. Daha iyi kariyer imkanları ararlar. Çoğu (teknolojik devrime denk geldiklerinden) teknolojiyi zorunluluktan kullanmaya başladılar. Özellikle bilgisayar sistemlerinin dönüşümü ve buna bağlı değişen iş yapış şekillerine adapte olmaya çalışmışlardır. Ülkemizin yaklaşık %22’sini oluştururlar.

Y Kuşağı (1980-1999 Arası Doğanlar)

Y kuşağı, Amerikan kültüründe X nesli’nden sonra gelen demografik kuşaktır. Bu kuşağın başlangıç ve bitiş tarihleri net olarak belli olmasa da nüfus bilimciler ve araştırmacılar genellikle 1980’lerin başlarından 1990’ların ortalarına veya 2000’lerin başlarına kadar doğanları bu kuşağa dahil eder.

Y neslinin karakteristik özellikleri bölgeden bölgeye, sosyal ve ekonomik koşullara göre değişir. Y kuşağı hiyerarşi içerisinde çalışmayı sevmeyen, iş hayatına atılır atılmaz kendi işinin patronu olmayı isteyen ve para harcamak için çalışan kuşaktır. Teknolojiye bağımlı ve X kuşağıyla da tamamen kopuk olmayan Y kuşağı; X ve Z kuşakları arasında tam bir köprü konumundadır.

Bu neslin bireyleri; iletişim ve medya teknolojileri ile dijital teknolojileri genellikle daha yoğun kullanır. Dünyanın çoğu bölgesinde bu nesil, politikada ve ekonomide artış gösteren liberal politikalar eşliğinde büyümüştür. Y neslini içinde büyüdüğü bu ortamın etkileri ise tartışmalıdır. Gençler arasındaki işsizlik düzeyinin çok artmasına yol açan 2008 Ekonomik Krizi’nin bu nesil üzerindeki etkisi büyüktür.

Sadakat duyguları az, narsist, bireyci ve girişimcilerdir. Beklentileri yüksek ama bedelini ödemek istemezler. Hızlı tüketirler. Türkiye’de yağ kuyruklarını, benzin sıkıntısını yaşamadıkları için “her şey her zaman böyleydi ve böyle olacak” sanarlar. Eş zamanlı olarak birkaç işi birden yapabilirler. Türkiye’nin %35’ini oluştururlar. Yani yaklaşık 27 milyon kişi… Çok önemli bir diğer faktör ise “akran onayı”. Sıra arkadaşının, mesai arkadaşının, internetteki oyun arkadaşının önermediği ve onaylamadığı bir ürün ile Y’nin buluşması çok zor. Y’nin dikkatini çekmek istiyorsanız, mesajınızı, markanızı, iletişiminizi sadeleştirmeniz gerekir. Girişimcilik en önemli özelliklerindendir, özgüvenleri biraz abartılıdır.

Z Kuşağı (2000-2012 Arası Doğanlar)

Z kuşağı kimi uzmanlara göre milenyum kuşağı veya internet kuşağı olarak adlandırılmaktadır. 2000 yılı ve sonrası doğanlara Z Kuşağı denir. Özellikle internet aracığıyla sosyalleşmeyi tercih eden bu kuşak diğer nesillerden farklı olarak oyuncak yerine ipad, laptop, playstation’la oynarlar ve teknoloji ile birlikte büyürler. Çabuk tüketen bir nesildir. Markalara ve ürünlere sadakatleri çok düşük seviyededir. Onlar, ev ödevi yapamadıklarında “elektrikler kesildi, ondan yapamadım” değil; “internet bağlantım kopuktu” diyen kuşak. İnsanlık tarihinin el, göz, kulak vb. gibi motor beceri senkronizasyonu en yüksek nesli. Ancak bu avantajlar, dikkat ve konsantrasyon zorluklarıyla dezavantaja da dönüşebiliyor. Sorgusuz yaşayacaklar; çünkü iş yaşamına atıldıklarında karar vermelerini gerektiren her şey sistemler tarafından yapılıyor, yapay zeka tarafında karar veriliyor olacak. Çok diplomalı, uzman ve buluşçu olacaklar. Yaşamlarında otorite kavramının önemi kalmayacak. Tatminsiz, kararsız ve doğuştan tüketiciler. Ülkemizin %17’sini oluştururlar.

20. ve 21. Yüzyıl Bireyleri

Zamanın ilerlemesi ile birlikte yeni kuşaklar ortaya çıkacak ve onları da ifade edebilmek için farklı terimler bulmak zorunda kalacağız. Farkına varmalıyız ki yapay zeka ve robotların hayatımızın bir parçası haline geldiği 4. Sanayi Çağı’nda bazı meslekler önemini yitiriyor, bazılarının iş yapış şekilleri değişiyor. En önemlisi, her gün yeni meslekler ortaya çıkıyor. Bugün ilkokulda okuyan çocukların yarısından fazlası üniversiteyi bitirdiklerinde şu an var olmayan mesleklerde çalışmaya başlayacaklar. Bu noktada eğitim kurumlarının karşılaştığı en önemli sorun, çocukları tahmin edilemeyen bir gelecek için yetiştirmektir…

Farklı çağları yaşayan bireylerin bir toplumu oluşturabilmesi için “iletişim, adaptasyon ve inovasyon (toplumsal, kültürel ve idari ortamda yeni yöntemlerin kullanılmaya başlanması)” yeteneklerini uyum içerisinde geliştirmeleri gerekiyor. Artık teknolojinin hızla geliştiği ve giderek hayatımızda daha çok yer kapladığı yeni bir dünya oluşuyor. Teknolojik gelişmeler mesafeleri kısaltıyor ve her türlü iletişim ve üretimin hızını arttırıyor. Değişen bu dengelerin içerisinde yeniye en hızlı uyum sağlayan kazanan olacaktır. Uyum sağlamak ise iletişimden geçiyor. Ayrıca bilgiye ulaşabildiğimiz kaynaklar giderek artıyor. İnternet bir kaynak havuzu haline geliyor. Bu havuzun içerisinde boğulmadan doğru bilgiye ulaşmak ise teknoloji ve bilgi okuryazarlığından geçiyor. Dahası bu yeni sürekli değişen dünya, sizden sürekli üretmenizi daha önemlisi yeni şeyler üretmenizi ve bu değişime ayak uydurmanızı bekliyor. Bu yüzden inovasyon becerileri geleceğin bireylerinin sahip olması gereken olmazsa olmaz bir yetenek olacaktır.

Bizler; yıllardır olduğu gibi her çağa ait kavram ve durumları listeleştirip, ortak bir doğru noktasında buluşabilmek için içerisinde yaşadığımız yüzyılı bir kalıba sığdırmaya çalışıyoruz. Sorun şu ki; günümüzdeki gelişmeler, bedenimiz ve ruhumuz tarafından sindirilemeden öylece satın alınıp, geçerliliğini ışık hızına yakın bir hızda yitirmekte. Geçmiş günlere bir göz çapaklanması kadar geçen süre bakacak olursak; insanların keşiflerini, durumları ve birbirlerini inceleyebilmek için kendilerine zaman tanıdıklarını görürüz. Nehirlerin kıyısında, yıldızların ışıkları altında durup göğe baktığımız günler işte o geçmiş günler hiç gelmeyecekmiş gibi artık. Toplumun içine düşmekte olduğu karamsarlığı ve kuşaklar arası farklılıkları en aza indirebilmek için koşturmayı bir kenara bırakıp biraz dinlememiz gerekiyor. En çok da içimizdeki sesi dinlememiz…

Selam olsun, içindeki sesi hala dinleyebilenlere.

Gizem Ünsel