Diyaloglar

DiyaloglarYazmak ve Susmak

‘Yazdığım bir hikaye vardı evvelinde.’ dedi. Sustu ve iç geçirdi. Karşısında duran kişi, aslında anlatmak istediklerinin bütünüydü.
‘Ne kadar yazdın. Bitirdin mi?’
‘Tamı tamına altmış sayfa. Hayır bitmedi.’
‘Yani bitmedi. Bir hikaye için uzun değil mi?’
‘Değil. Hikayenin uzunu kısası olmaz.’
‘Pekala! Neden bitirmedin?’
‘Korktum.’
‘Yazmaktan mı?’
‘Hayır. Yazmaktan korkmam.’
‘Peki ya neden korktun?’
‘Bitirmekten.’

İzmir’in Kordon’un da bir bankta oturuyorlardı. Önlerinden geçen gevrekçiden bir gevrek aldılar. Oğlan gevreği ikiye böldü. Kıza uzattı. İlk ısırıklarını aldıktan sonra oğlan tekrar konuşmaya başladı.
‘Belki de o hikayeyi bitirip yayınlasaydım beğenilebilirdi. Bu bir ihtimal.’
‘Yazdıkların beğeniliyor zaten.’ diye moral verici bir çıkış yaptı kız. Oğlan güldü.
‘Belki de. Bilmiyorum. Açıkçası beğenilmek umurumda değil.’
‘Belki de gerçekten beğenilmek istiyorsundur!’
‘Belki de.’ dedi oğlan.
‘Şu yazdığın hikaye, ondan bahsetmek ister misin bana?’ diye sordu kız.
‘Buna hayır demek zorundayım.’
‘Bana güvenebilirsin.’
‘Sorun güvenip güvenmemek değil ki.’
‘Peki ya ne?’
‘Susmak ve suskunluk istemek.’
‘Bunu benden mi istiyorsun?’
‘Hayır! Sadece sen değil, belki de bütün insanlıktan. Susmalılar bir müddet.’
‘Neden?’
‘Öyle istiyorum.’
‘Sence de bu biraz bencilce bir düşünce değil mi?’
‘Hayır değil. Susmalarını kendim için isteseydim evet!’
‘Kimin için istiyorsun?’
‘Onlar için!’
‘Öyle mi olmalı?’
‘Bir insanın yaptığı en büyük yanlışlardan biri nedir biliyor musun?’
‘Nedir?’
‘Başkalarını dinlemek, onları izlemek ve onlar gibi davranmak.’
‘Eeee.’
‘Buradaki gürültüyü anlamıyor musun? Kendi seslerini duymayacak kadar bağımlılık sahibiler.’
Kız sustu. Şikayet edecek kelimeleri yoktu. Birlikte dalga seslerini dinlediler. Uzun bir müddet sustular.
‘Bazen bulut olmak istiyorum. Islatmak insanları delicesine. Islatmak ve temizlemek. Arındırmak. Islah etmek. Gerçekle bir bağlantısı olmayan hayallerimden birisi bu. Yapamıyorum. Beni bir şey durduruyor. Onlara anlatmak istiyorum gerçeği. Daha doğrusu onlara inanmak. Belki de gerçeklerime kendim inanmıyorum.’ dedi oğlan ve sessizliği bozdu.
‘Bu yapılabilecek bir şey değil mi? Bunun farklı yolları var.’ dedi kız. Oğlan alıntı yaptı.
‘Kendi ruhunun pisliğini bu kadar yakından gören bir adam, başkalarının temiz olabileceğine inanabilir mi?’
‘Kimden bu alıntı.’
‘Benden.’ dedi oğlan.
‘Hayır bir yerde görmüştüm. Okumuştum bunu.’ dedi kız.
‘Sabahattin Ali.’ dedi oğlan.
‘İyi yazardır.’ dedi kız ve devam etti. ‘Biliyor musun? Sabahattin Ali ismini duyunca ilk olarak aklıma meçhul cinayetler gelir.’
‘Evet! Bu bir ilişkilendirmedir. Yaşadığın olaylara göre değişir.’
‘Peki sen neden söz bana ait diye bir ithamda bulundun. Bu bir intihal değil mi?’
‘Buna kesinlikle katılmıyorum. Bir yazar neden bir söz yazar?’
‘Kafiyeli oldu.’ dedi kız. Gülüştüler. Kız tekrar konuştu.
‘Bize bir şeyler anlatmak için olabilir mi?’ diye sordu kız.
‘Hayır.’ dedi oğlan ve devam etti. ‘ Bizi biz yapmak için. Biz olmak için. Bir söz ağızdan çıktığında ve kağıda döküldüğünde artık onun değildir. Bütün evrenindir. Düşüncelerimizi oluştururlar. Bizi biz yaparlar. Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’da yaptığı buydu. Bizi biz yapmak.’
‘Yani diyorsun ki; yazar biz olmalıdır.’
‘Çoğu da öyledir zaten.’
‘Peki biz ne yapmalıyız?’ dedi kız sessizce.

‘Bilmiyorum! Belki de sadece susmalıyız. Ya da kelimelerle dans etmeliyiz.’

Sustular.

Tuncay Ünaydın

[Editörün Notu: Yazının devamı niteliğindeki Diyaloglar’2 isimli paylaşımı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.]