Roman Yazmak mı!..

Roman Yazmak mı!..180 dakikalık uzun metrajlı bir film çekmeye karar verdiğinizi düşünün. Bu filmin senaryo yazarı, rejisörü ve sanat yönetmeni siz olacaksınız. Zaman ve mekân seçimleri size ait olacak. Filmdeki tüm karakterleri kendiniz yaratacak, kostümlerini kendiniz dikecek, makyör/makyöz kendiniz olacak ve üstelik tüm rolleri de kendiniz oynayacaksınız. Müzik, ışıklandırma, koreografi, suflaj, dublaj, senkronaj vs. hepsi sizin üstünüze yıkılmış olacak. Bunlar yetmezmiş gibi, yapım şirketinin tüm masraflarını da kendi cebinizden karşılayacaksınız. Bütün bunlara karşın, yapacağınız filmin herhangi bir sinemada oynayıp oynamayacağını bilemeden -ve büyük bir risk aldığınızı bile bile- bütün bu zorluklara katlanmayı göze alacaksınız.

Roman yazma işi bu kadarı ile bitse kolay… Olağanüstü bir hafıza gücünüz ve konsantrasyon beceriniz olmalı. Yine film çekimi benzetmesiyle sürdürelim anlatımı: İlk yarım saatini hızla çekebileceğiniz film ilerledikçe, atacağınız adımlar giderek yavaşlayacak; çünkü daha önce hangi sahnede kimin ne söylediğini, ne giydiğini, neler yaptığını, neler plânladığını vs. anımsamanız gerekecek. Renkleri, yüz ifadelerini, ışığın yönünü, karakterlerin alışkanlıklarını, hepsini, her şeyi sahne sahne zihninizde capcanlı tutmaya mecbur kalacaksınız. Veya söylenen her cümleden sonra, daha önce söylenenleri geri dönüp tekrar tekrar, belki yüzlerce kez izleyeceksiniz.

Ve onca alın teri eğer yeni bir dil kurmuşsanız, anlatmak istediklerinizi daha önce kullanılmış üst dillerden daha farklı bir edebî dille anlatmışsanız boşa akmamış olacak.

Film bittiğindeyse, bu kez bittiğinden emin olamayacaksınız. Filmi nadasa bırakacak, birkaç aylığına unutacaksınız. Sonra oturup herhangi biri gibi filmi izleyecek, ilk izleyici siz olacaksınız. Eleştirel bir gözle, sahne sahne kusur arayarak, bulduğunuz her hataya sevinerek, daha başkaları var mı diye endişelenerek… Kötü sahneleri ya tüm ekibi tekrar sete çağırıp yeniden çekeceksiniz ya da silip ağırlıklardan kurtulacaksınız.

Ve son perde kapandığında, şöyle derin bir nefes almayı dahi vakit kaybı sayarak, en usta film eleştirmenlerini aramaya koyulacaksınız. Onlar filmin kopyalarını izlerken, gelecek eleştirileri beklemekten uykularınız kaçacak, ölüp ölüp dirileceksiniz. Ufak bir haber, bir rapor geldiğinde define bulmuş kadar sevinecek, işaret edilen sahneleri derhal değiştirmeye koyulacak ve bunu birkaç hafta veya birkaç ay böylece sürdüreceksiniz.

Gücünüzün tükendiği yerde, “Artık benden bu kadar!” diye haykıracak; fakat daha teriniz soğumadan, filmi nasıl pazarlayacağınıza kafa yormaya başlayacak, filmi, yani basıma hazır olduğuna inandığınız romanı, çoğaltıp bilinen her şirkete birer kopyasını yollayacaksınız!

Sonrası mı?… Ne zaman biteceği belli olmayan bir ödül veya ceza süreci…

Mehmet Sağlam