Sayın Ersoy “Sayın Aşk”ı Anlattı

Sayın Ersoy “Sayın Aşk”ı Anlattı— Öncelikle bu söyleşiyi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ediyoruz Sayın Aşk.

* Hoş geldiniz efendim, buyurunuz, söz verdiğim gibi her şeyi anlatacağım.

— İlk sorum şu olacak: herkes sizden söz ediyor, yıllarca sizi arıyor, sizi özlüyor ve fakat kimi insanlar sizi hiç bulamazken, bazıları birkaç kez bulabiliyor… Bu durum sizin doğanızdan mı kaynaklanıyor, yoksa sizi tanımadığı/hissetmediği için sizi bulamayanlardan mı?..

* Öncelikle bu sorunuzdaki temel bir yanlışlığı düzelterek başlayayım… Beni sadece insanlar aramazlar evlâdım: tüm hayvanlar, tüm bitkiler, tüm canlı veya cansız varlıklar arar; hatta tüm yıldızlar ve gezegenler ararlar; çünkü ben yıldızları küme küme bir arada tutan çekim gücü de olabilirim, karşıt veya eş cinsli insanlar arasındaki cinsel çekim gücü de olabilirim, çiçeklerin polen saçma nedenleri de… Ben olmasaydım ne siz insanlar var olurdunuz, ne de şu koskoca evren.

— Yani siz evrenin ve içindeki harika düzenin asıl hammaddesi misiniz?

* Yanlış sorudan sonra bir de yanlış tahmin yaptın evladım! Bana neden sizin gibi, beni zerre kadar anlamayan birini yolladılar acaba, çok sinirlendim şimdi!? Lütfen mekânımı terk edin! Derhal!..

— Aman efendim, lütfen!.. Herkes bu sohbeti merak ediyor, bittiğinde yapacağım açıklamayı bekliyor! Biraz daha hoşgörülü olmanızı rica ediyorum.

* Bak evlat, ben kimseden akıl almadım şimdiye dek! Bana akıl verirsen beni yok edersin; o yüzden benim için tehlikeli birisin. Ben akla sığmam, sığamam, anladın mı!? Ben hoşgörü moşgörü de taşımam; ben çabuk ısınan ve çabuk soğuyan eşsiz duygular kümesiyim… Anlaşılamayan ama hissedilenim… Çoğalmayı-üremeyi sağlayan güdü, içgüdü ve duygu kümesiyim… Bunları aklından hiç çıkarma, tamam mı?!

* Şimdi sana bir şans daha veriyor, az önceki sorunu yanıtlıyorum: hayır, ben ne hammaddeyim ne de madde. Beni akıl denen araç ne tartabilir ne de anlayabilir. Beni sadece kalp gözü görebilir ve sadece ruh gözü tanıyabilir.

* Siz insanların çoğunda o gözler gelişmediği için beni hep başka yerlerde ararsınız, hatta kalbinize girdiğimde dahi. Ve ben çoğunuzu o nedenle terk ederim. Bazen de pişman olanlara geri dönerim; ama o bir istisnadır!..

— Bu açıklamalarınız yüksek reyting alacak Sayın Aşk, çok teşekkür ederim. Bir de şu sorunun yanıtını ric…

* Ya Sabır, yaa sabır!!! Bak kendi işinin içinde dahi beni veya sevgiyi aramıyor, kafanda taşıdığın o şey neyse onu hep başka yerlerde arıyorsun. Sen beni hiç anlayamayacaksın evladım, hadi çık git buradan, çık!

— Haklısınız, yine çok özür diliyorum; ama lütfen son bir soruya daha izin verin, n’olur!?

* Bu son, çabuk sor bakalım; ama saçma olmasın, bak, fena yaparım, fena!

— Sevgi dediniz ya Sayın Aşk; sizinle sevgi arasındaki temel farklar nelerdir?

* Hah, bu güzel… Şimdi şurayı iyi dinleyin hepiniz. Kameralar da yüzüme odaklansınlar… Aşk benim ben, tekim, karşınızdayım işte. Ama öyle sordun ki soruyu, sanki sevgi de ben gibi tekmişçesine. Siz insanların temel yanılgısı da bu zaten…

* Sevginin türleri var evladım, türleri! Ana sevgisi ile baba sevgisi bir midir? Evlat sevgisi ile kardeş sevgisi bir midir? Vatan sevgisi ile Doğa sevgisi bir midir? Hayvan sevgisi ile ağaç-çiçek sevgisi bir midir? Veya… Tanrı sevgisi ile Tanrı aşkı aynı şey midir? Sanat sevgisi ile sanat aşkı, meslek sevgisi ile meslek aşkı aynı şeyler midir? Değildir…

* Sevgi duygusu yüreğe, beyine ve zamana yayılan bir histir, bohçasında cinsellik taşımaz. Benimse zihinle işim yoktur, zamanım kısadır, yayılıp mayışamam, hem çevik hem aceleciyimdir ve de cinselliğim ağır basar. Anladın mı?..

* Haaa, bir de şu var… Sen sormadın ben söyleyeyim: Sevgi hep paylaşılmak ister ki yayılıp çoğalsın, güçlensin, ömrünü uzatsın. Bense bu gezegende sadece iki insan veya iki yaratık arasında gider gelirim. Bu bazen -binde bir kez- üç kişi de olabilir. O kadar. Ayrıca, platonik aşk dediğiniz şeyin de benimle ilgisi alakası yoktur; o da güçlü bir sevgidir, aşk değil. Hadi size kolay gelsin. Beni aramayı sürdürün evlatlarım, hadi hadi hadiii!..

Mehmet Sağlam
23 Nisan 2013

Dip not: Bu yazıyı benimsemediğim tarzını taklit ettiğim Bülent ERSOY’a ithaf ediyorum.